YAŞAR  USTA’YA SAYGI İLE!..

0
191
Prof. Dr. Tülay Özüerman

Belleklere damga vuran filmlerin başrol karakterleri üzerinden pazarlandıkları bir gerçek. Kimin filmi derken, kimse yardımcı rollerdeki isimlerden söz etmez. Filmlerde “son” ibaresi başrol oyuncuları üzerine yazılır.   Neredeyse her filmde karşımıza çıkan ve gönül gözümüze yerleşen karakterler, gerçek yaşamda başroldekilerin önüne sonsuzlukta geçiverdiler… Efsaneleşen sanatçı Münir Özkul onlardan biriydi.  Adı, filmlerde canlandırdığı unutulmaz karakterlerin isimleri ile özdeşleştirilerek; “Yaşar usta” ve “Mahmut Hoca” seslenişlerine karışan sevgi seli ile uğurlandı. Ardından yazılanlarda, bir devrin analizi yapıldı. Aydın Boysan ile aynı günde vefat etmesi ile bağ kuran yazılar da var!.. Sosyalizm, kapitalizm çelişkileri vs… soslu yazılar okuduk. “Laikçiler” karalamasında bulunarak, “bir devir kapandı” diyerek serviste bulunanlar!?..

          Tarık Akan’ın aramızdan zamansız ayrılması üzerine, bu sadece fizik olarak değil, insan olarak da güzel adam hakkında yazmak istemiştim hep. Yazının başlığı da belli idi “Duruş”… Kendilerine dönüp bakmadan, açık ararcasına çekiştirip, eleştirecek bir şey çıkarmaya zorlanan kalemlerin iticiliğini aramızdan ayrılanların ardından daha net gözlemliyorsunuz. Gelmiş geçmiş, yakışıklı jönlerin belki de en başını tutan adam, yaşam karşısında eğilmeyen, bükülmeyen duruşu ve insanlığı ile hak etti “güzel adam” yakıştırmasını. Şimdilerde çok zor bulunan bir özellik bu. Yanar, döner, dün dediği ile bugünü tutmayan; ne zaman ne söyleyip, ne yapacağı kestirilemeyen, ne kendi içinde, ne de etrafına karşı tutarlılığı olmayan, konjonktüre göre bukalemun gibi biçim alan, bulunduğu yere tutunmuş, hatta iliştirildiği yerde var olmuş, o yerden düşünce bir hiç olacak… Ve işte tam da bu nedenle yerinde kalabilmek için her şeyi göze alan, öfkeli, sevgisiz, kendi düşüncesinin dışında başka görüşe tahammülü olmayan, acımasız, baskıcı insan prototipi çoğal(tıl)ıyor!.. İnsan hakkı mı? O da neymiş?!… Onur, insana saygı, ötekinin hakkı, hukuku, özgürlük alanı…… Tüm bu birikimleri hiçe saymaya kalkışan hoyrat bir kültür yaratılmaya çalışılıyor.

          “Bir devir kapanıyor” eleştirisini, laikçi diyerek bir kesit inşa edip, ötekileştirme üzerinden anlatan, kendisini de ötekileştiren bir girdaba girdiğinin farkında olmuyor.  Ve kapandığını iddia ettiği bir dönemin sayfasını çevirirken, açılan yeni sayfada yok edilene katkısını!..

       Davranış ve düşüncesi konjonktürle belirlenen, belli bir duruşu olmayanın itibarı yoktur. Ve tek seçeneği vardır: Kendinde olmayanı yok etmek; itibarsızlaştırmak. Başkasını itibarsızlaştırmak üzerinden itibar kazanılmaz, itibar ya vardır, ya da yoktur.

        Yaşam karşısında aldığımız tavır, duruşumuzdur. İnsan haklarından yana olmak, onurlu bir duruş sergilemek ve diğerinin onurunu korumak ve saygı üzerinden insanı yüceltmektir. Kendisini öncelemeyen ama ötelemeyen!… Biri başrol, diğeri karakter oyuncusu; ikisinin de ardına yığılan sevgi selinde onların yaşam boyu durdukları yerde bıraktıkları iz, onurlu duruşları, insan odaklı yaşamları/rolleri ile tükenmeyecek itibarları var. onların şahsında, efsaneleşen ve sanat kavramının içini dolduranların ardından bize düşen sonsuzlukta huzur içinde uyumalarını dilemek. Bunu bir devri kapatarak ve üretilen yeni prototipe teslim olarak değil, o devrin aydınları ve aydınlığını yaşatarak başarabiliriz. Bazıları hala sosyalizmin sözel ayağına saplanıp, dost söylenceleri ve masa başında ahkam kesmeye çalışırken, din üzerinden dolanarak yaşam biçimimize sızılarak yeni kalıplar örülüşünü görmezden gelmekteler.

         Günümüz gerçeğini, neoliberal dalgaya eklemlenen sözde muhafazakar akımın, alt kimlikleri kışkırtarak ilerleyişi üzerinden okumak daha akılcı. Bunu, aydınlığın meşalesini elinden bırakmadan yaşam çizgisini diğerinin hakkı mücadelesine adamışların dönemini belli kalıplarla karalayıp, buradan sosyalizme ulaşacağını zanneden akıl(!)  nedeniyle bir kez daha anımsamakta yarar var. Sisteme ve hakim olanlara hakkını dillendiriş, kafa tutuş adına  çarpıcı bir örnektir Yaşar usta!. Patronuna; “Beyim, sana iki çift lafım var...koskoca adamsın...paran var, pulun var, her şeyin var...binlerce kişi çalışıyor emrinde...yakışır mı sana ekmekle oynamak...yakışır mı?” deyişi ile boyun eğmeyişi, hak aramayı, hakkından karşısında kim olursa olsun, kimsenin vaz geçmemesini, haksızlıklar karşısında susmamayı, direnişi anlatıyordu. Ölümsüzleşti.

        Mahmut hoca, hiçbir hocaya nasip olmayan bir kalabalığın sevgi selini, yaşarken gören bir karakterdi. Toplumun öğretmene, aydın insana saygısının, sevgisinin özetiydi adeta.

        Biz, öğretmenlerimiz Mahmut hoca, işçilerimiz Yaşar usta gibi olsun istediğimiz için onları alkışladık/alkışlıyoruz. O devri kapatmak istemeyiz. Kapanırsa açılacak olan sayfada direniş olmayacak. Biat edip yer edinenler, itaat edip rahat edenlerle kaybeden hepimiz olacağız.

          Neoliberal iktidar yapısı giderek kapsama alanını genişletirken, liberal demokrasinin ürettiği özgür yurttaş kimliği ile kontrol edilebilir otoriteden, kitleleri kontrol eden otoriteye geçiliyor. Yeni tip bir totalitarizm bu!… Öncenin güvenlik şemsiyesi, yerini her geçen gün çeşitlenen terör baskısı ile güvensizliğe terk ettikçe, siyasetin kurumsal mekanizma ve işleyişindeki farklılaşma, kontrolsüz piyasa düzenine terk edilmiş kitlelerin yoksullaştırılarak kontrolü ile kolaylaştırılmakta; kontrol, “güvenlik”  adı altında hukuku da alet eden baskı ve şiddet yöntemleri ile sağlanmaktadır. Yeni bir nesil dedikleri, yeni bir tarz siyasettir aslında. Ve önceki diye göndermeye kalkıştığımız bizi biz yaparak güçlendiren, yurttaş ve özne olmanın onur ve gururu ile taçlandıran değerlerdir. Toplumun güdümlenerek peşine takılmış gösterildikleri ile, kendiliğinden etrafında toplandıkları arasındaki derin fark, yanlı yazılarla örtülemeyecek kadar önemli. Topluma ve nesillere topyekûn anlamlar yüklemek/yüklenmek alışkanlıklarından vazgeçmek için güzel insanları ve onların miras bıraktıkları eserleri/değerleri daha fazla sahiplenmek gerekiyor.

          Sözü burada; Tanrı’nın rahmetine “Yaşar usta” ile aynı günde kavuşan Aydın Boysan’a bırakalım: “Hızır gelip de bir kez daha ömrümün bir bölümünü yaşama fırsatını verse ben ilk yılları seçerim. Patlak ayakkabılarım, yarı aç midem, üşüten giysilerimle Cumhuriyet’in ilk yıllarını… Çünkü saygın bir ülkenin onurlu vatandaşlarıydık…”

           İnternette en fazla paylaşılan bu deyişi, iç yakıcı.

           Neyi yeniden var etmemiz gerektiğinin de ip ucu!..

           İnsanı, insanca yaşamı, paylaşmayı, direnmeyi, hukuku, özgürlüğü, hakkı; diğeri, öteki demeden birlikteliği, biz olmayı, ulus bilincini çağrıştırıyor Cumhuriyet. Ondan uzaklaştı(rıldı)kça, yalnız, kimsesiz ve kendi yurdumuzda yurtsuz hissediyoruz kendimizi!..