Burhan Çınar

İnsan ilişkilerinden, iş-emeği savunan görüşlere hatta türlü dini söylemleri bile dejenere eden, gündelik basit çıkarları için kullanan kişilerle aynı yoldan yürümesek  bile aynı ortamı paylaşmak zorundayız.

Değerleri alt-üst eden batılı ruhsuz materyalist anlayışlarda çıkışı arayan toplumların sonu doğunun safsatalarla dolu ruhani merkezlerinde oluyor.
Belkide ne ekersen onu biçersin mevzusu bu.
Bugün işe İzmir Metrosu ile gelirken Konak’ta inip yürümek istedim.
İlk önce gözüme yakın zamana kadar çevresi kapatılıp onarıma alınan İzmir Saat Kulesi’nin pırıl pırıl duruşu çarptı. İzmir Valiliği ise halen yenileniyordu. Kaba inşaattan yeniden yapılıyor gibiydi.
Bilmeyenler için söyleyeyim çok hantal bir yapıdır valilik binası. Hele her kapısında Vali danışmanı yazan onlarca odanın bulunduğu uzun ince bir koridor vardır ki Nazi Almanyası hantallığında gözükür. Gerçi içerdeki kişilerin de ne iş yaptığını çok bilmiyorum.
Bugünün İzmir Valisi Erol Ayyıldız’ı 3 kere ziyaret etmiştim. Sosyal medyada paylaşılan fotoğraflara bakılırsa Vali bey herkese hem de gerçekten herkese kapısını açıyor, derdini dinliyor.
3’üncü sınıf dernekleri bile geri çevirmeyen İzmir Valisi Ayyıldız ziyaretlerimde izlediğime göre samimi biri. Derdi olanı dinliyor. Bence Vali bey, baronların kenti İzmir için fazla duyarlı bir kişi. O’nun kadar milli ve manevi değerlerimize hassas ikinci bir isim saymakta zorlanabiliriz.
Ancak tüm koşuşturmalara rağmen şu resim göze batıyor.
Atatürk’ün fotoğrafından daha iri ve büyük Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fotoğrafını kullanmak doğru, ilkeli bir hareket değil. Hele ki İzmirdeyseniz..
Hadi bu konuda takılmadık diyelim..
Bir zamanlar ama özellikle de tarihler 9 Eylül 1922’yi gösterdiğinde Yüzbaşı Şerafettin ve süvarilerin Türklük şuuru ve imanı kapsayan Ayyıldız aşkıyla, daha şehit kardeşlerinin kanı üzerlerinden kurumadan bu balkonda Türk Bayrağını astığı o duyguları düşünen yok mu sandınız… Her yıl burada ne oluyor? Biz neyi kutluyoruz ve asıl önemlisi haçlı godomanların deccal dediği iki Mustafa’dan birinin buradan geçtiğini ne çabuk unuttuk… Şu hale bakın.. Aynı Akif’in söylediği gibi: Ağlamazsın bari gülmenden utan…

İnşaattan akan, düşen kir, alçı gibi atıkların Türk Bayrağının üzerinde durması benden başka kimsenin dikkatini çekmemişe benziyor. Alanın önünde polis nöbet tutuyor, İl Emniyet Müdürlüğü de yan binayken hem de…

Bu aslında kanuni bir suç. Türk Bayrağının bu şekilde gözükmesi hem de kentin göbeğindeki en simge-turistik yerde bu resmin çekilebilmesi İzmir’e ve İzmir Valiliğine yakışmıyor.
Vali beyin soyadı da Ayyıldız. Soyadımızı seçme şansımız olsaydı pek çoğumuz bunu seçerdik. Ama bu görüntü umarız biran önce sona erer.
ÜLKENİN HALİ DİŞLERİM GİBİ
Bu yılın başlarında dişlerimde sorun yaşadım ve Narlıdere Diş Hastanesine gittim. Diş etim şişince bir antibiyotik ve ağrı kesiciye ulaşmak için şansımı deneyim dedim.
Hazır gelmişken bir de doktor bey görsün dediler. Kaçamadık kuyruğa girip bekledik, sonra bir kuyruk daha. Doktor balon gibi diş etlerim şişken 20’lik dişini çekmem lazım dedi. Olmaz dedim önce bir kendime geleyim. İlacın reçetesini alıp kaçtım.
3-4 ay idare ettikten sonra  yine aynı ağrılar ve aynı yerde diş eti şişmesi yaşadım. Tesadüfen Palmiye Alışveriş Merkezinin içinde yer alan Katip Çelebi Hastanesinin ünitesinde randevu aldım. Oradaki doktor (En az 30 yıldır diş hekimidir) dişlerin pırıl pırıl dedi. Bu ağrının kronik olduğunu dönem dönem tekrarlayabileceğini, sıfır çürük olduğunu söyledi.
Yine reçeteyle çıkıp ilaçları aldım.
Geçenlerde yine aynı ağrıyı yaşayınca internetten bakınıp özel bir dişçiye gittim. Bir dişime kanal tedavisi bir diğerine dolgu yaparak bu kez diş etlerim şişmeden durumu para ödeyerek kurtardım.
Burada bilinç altına mesaj vermek gibi bir kaygım yok ama memleketin hali de benim dişçi hikayeme benziyor…