Ülkü Sonsuz

Değerli okurlar bugün Prof. Dr. Metin Ekici ile Dedem Korkut Sohbetlerinin son bölümü yani 7. bölümü buluşuyoruz. Bu bölümde sayın Prof. Dr. Metin Ekici ‘’ Salur Kazan’’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi 13. Boy Türkistan/ Türkmen Sahra Nüshasına dair değerlendirmelerini dile getirdi. Dede Korkut okumalarının çocuklarımız için önemini vurgulayıp Dede Korkut’a dair kültür kodlaması nasıl gerçekleşir sorularını cevapladı. Bununla birlikte merak ettiğimiz konuların konuşulduğu bu bölümü 7. sayısı ile bitiriyoruz. Kıymetli vaktini siz değerli okurlara ulaşmak adına bizimle paylaşan bilim insanı sayın Prof.Dr. Metin Ekici hocamıza kendi adıma ve sizler adına bir kez daha teşekkür ediyorum. Değerli bilim insanı Prof. Dr. Metin Ekici’nin emeği, anlatımı, birikimlerini en güzel hali ile paylaşması, verimli sohbeti ve tüm sorularıma kıymet verip özenle cevaplaması benim için çok değerli.  Takdirleriniz ile anlıyoruz ki Prof.Dr. Metin Ekici ile Dedem Korkut Sohbetleri her kesimden kıymetli okurlarına ulaşarak uzun soluklu ve keyifli biz yazı dizisi olarak sizlerin gönlüne zihnine kavuştu.

Prof.Dr. Metin Ekici ile Dedem Korkut Sohbetleri

  1. Bölüm

Ülkü Sonsuz    – Prof.Dr. Metin Ekici

“Türklüğün gücü Türkçe” dedir. Türk kültürünün gücü de Türk dilinin ifade edildiği Dede Korkut kitabındadır. 

 

Türkistan /Türkmen sahra nüshasında Salur Kazan”ın Yedi Başlı Ejderha ile mücadelesini nasıl yorumluyorsunuz?

Şöyle; anlatılarımız ki mizahi unsurlarda, kahramanın tavrında hem Türk asaletinin hem Türk mizahının eş zamanlı olarak kullandığını görüyoruz. Şimdi Türk asaletin de uyuyan birisini uykuda yatarken öldürmek bir Alp”in, kahramanın göstereceği bir başarı değil. Çünkü Salur Kazan şunu biliyor. Ben ejderhayı uyurken öldürdüm dersem bütün Oğuz içerisinde birisini uyurken öldürdün diyecekler. O nedenle arkasından bir kişiyi öldürmek bir ere yakışmaz. Ben bunu uyandırayım der. Ve bir okla ejderhayı uyandırır.  Ejderhayı uyandırır uyandırmaz ejderha tabi nefes çekip söndürmeye başlıyor. Sömürünce her şey ejderhanın ağzına doğru yuvarlanmaya başlıyor. Şimdi anlatıcı öyle bir manzara bize resmediyor ki;  Salur Kazan”ın ejderhayı nasıl öldürdüğü, ejderhanın kaç başlı olduğu,  ejderhanın tavrı ejderhanın kendisine karşı gelen tehlikeye karşı tepkisini görüyoruz. Aslında bu anlatma kendi içinde özel bir tasarımı sunuyor. Yedi başı ile kayanın etrafını dolaşmaya ve orada Salur Kazan”ı yakalamaya, onu ağzından çıkan ateşle yakmaya sonra somurup içine çekip ağzına alıp yemeğe çalışması ile bir ejderha tavrının fotoğrafı söz konusu. Film seyreder gibi ejderhanın tavrını aşağı yukarı anlatıcının sözleri ile siz resmedebiliyorsunuz. Salur Kazan”ın bütün bunlarla nasıl baş edebileceğini de görüyorsunuz. Salur Kazan”ın ejderhanın onunla mücadele edemeyecek bir zayıflamaya getirmesi onun ejderha öldürmesinde ki birinci aşamasını kaydederken asıl önemli olan nokta ejderhanın başını tek tek kesmek yerine bir noktadan kesmesi oluyor.  Kökünü buluyor. İşte burada da işte Türk tarzını, tasarımını görüyorsun. Kahramanın olağanüstü bir varlığa karşı mücadele ederken her bir sorun ile ayrı ayrı mücadele etmek yerine sorunun odak noktasını bulup oradan sonunun köküne inmesini görüyoruz. Onu kestikten sonra da  Kılbaş”a diyor ki;   derhal en iyi deri ustalarını bulun. Sonra ejderhanın bütün derisini yüzdürüyor. Ve ejderha başlarından ikisinin derisini de kendi başına giyiyor.  Mızrağını kılıcını,  kabza bütün silahlarını ejderha derisi ile donatıyor. Kendi üzerine de bir elbise diktiriyor. Herkes diyor ki Kazan ejderha olmuş ve bizi yutmaya geliyor. Şimdi Salur Kazan”ın aslında burada yapmak istediği şey olağanüstü bir varlık ile mücadelenin sonucunda elde edilen başarı ile Oğuz”un göstereceği tepki arasında bir düşüncenin nasıl oluştuğunu ifade etmek.  Gerçekten anlatıcı burada diyor ki Oğuz bilen Türkü sağdıktır ki demezler adam nice ejderha olur. Yani Oğuz ve Türk o kadar saftır ki insan ejderha olur mu?  Diye de hiç düşünmezler. Hemen hepsi buna inandırlar diyor.  Yine mizahi unsurlardan birisi şöyle geliyor; lalası ile konuştuğunda lalam diyor bana tavsiyen nedir, bu ejderhayı görürü müsün? Gibi soruları sorduktan sonra bunun üstüne gideyim mi yoksa yan verip kıyım kıyım kaçalım mı? Der. Bir tarafa hani sıvışıp gidelim mi diye sorar. Şimdi lala düşünüyor. Kazan dedikleri er yiğittir,  mert yiğittir. Gitme desem bana sen benim cesaretimden mi şüphe ediyorsun diye; bana gazap edebilir,  bana öfkelenebilir. Ne olacak canım der.  Ejderha dedikleri bir aslı bir yılandır,  git üstüne der. Ama burada bir mizah yaratıyor aslında. Lala öğrencisine hani çirkin ördek yavrusu diye bir misal vardır ya. Kısaca bu şekilde yorumlayabiliriz.

 

Her yönüyle Türk dilinin ve kültürünün kodlarını saklayan bir eser olarak, Dede korkut nüshasının Türkistan nüshasını siz keşfettiniz ve böyle adlandırdınız. Bu nüshanın Salur Kazan”ın Yedi Başlı Ejderha”yı Öldürmesi adlı bu eserin Vatikan ve Dresden nüshasından ayırt eden birkaç özellik söyleyebilir misiniz?

Şimdi Türkistan Türkmen Sahra nüshası Salur Kazan”ın Yedi Başlı Ejderha”yı Öldürmesi adlı kitabımızda ifade ettiğimiz gibi bu yeni nüshanın, Dresden ve Vatikan nüshasından belli farkları var. Birincisi, diğer nüshaların birbirinin tekrarı olan kısımları olmasına rağmen bu nüsha onların hiçbir şeyini tekrar etmiyor. Diğer nüshalarda bulunan Dede Korkut, Salur Kazan ve bazı Oğuz beylerinin isimleri ve onların yaptıklarının anlatımı dışında diğer iki nüsha ile tamimiyle ortak bir noktada değil. Genel içerik itibarı ile bunu söylemek mümkün. İkincisi; diğer iki nüshada bulunmayan Salur Kazan”ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi 13. anlatma sadece bu nüshada var. Diğer iki nüshada bu mevcut değil. Bir diğer farklı nokta ise bu nüshada Korkut Ata”nın olduğu söylenen ama muhtemelen ozanlık,  bahşılık geleneği içerisinde üretilmiş olan, yine Dede Korkut”un bizzat kendi zamanında söylemiş olduğu kabul edilebilecek soylama adını verdiğimiz şiirler. Bunlar diğer nüshalarda anlatmalarının içinde geçerken; burada yirmi üç tane bağımsız şiir parçası var. Yani soylama adını verdiğimiz metin var. Bunların her birisi konu bakımından birbirinden farklı ama birbirinin devamı şeklinde. Mevcut nüshanın içerisinde ve hepsi de Korkut Ata”ya olan soylamalar ona söyleniyor. Onun ağzından söylenmiş şiirler gibi. Bu şiirler, soylamalar sadece şiirlik özelliği taşımıyor. Her birisi birer atasözü mahiyetinden ve her birisinin içerisinde hikmetli sözler var. Her bir soylama içinde Türklerin tabiat bilinci, ev kurması, sosyal hayatı, dostluğu, kardeşliği, düşmanlığı, günlük hayatı nasıl yasadıkları,  fakirliği zenginliği,  varlığı, yokluğu hepsi bu soylamaların içerisindeki çeşitli sözlerle adeta bir atasözü külliyatının şiir halinde söylenmiş metinleri gibi geliyor. Dolayısıyla diğer iki nüshada da anlatmalar arasında Dede Korkutun söylediği beyitler – bir anlatmanın sonunda veya bir kahramanın bir yerden bir yere giderken karşılaştığı bir durumda söylediği şiirlik ifadeler gibi geliyor. Yani orada anlatının bir parçası olarak gelirken bu nüshada tamamen bağımsız herhangi bir anlatmayla ilişkisi olmayan,  tamamiyle bir manzum metin olarak çıkıyor. Ve bunların hepsinde Türk milletine örnek teşkil edecek Oğuz kültürünün, Türk göçebe hayatının nasıl olduğunu anlatıyor. Ki muhteşem metinler. Bu soylamaları her bir metin parçacığını tartışmaya, değerlendirmeye başladığınızda ne kadar güzel anlatmalar olduğunu görüyorsunuz. Bu bakımdan da hem diğer nüshalarla benzer hem de içerik bakımından farklı.

 

 

Diğer iki nüshada bulunmayan sadece Salur Kazan”ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi 13. Anlatmasına dair kısa bir değerlendirme yapabilir misiniz?

  1. anlatıda diğer iki nüshada tam olarak göremediğimiz soylamalar mevcut. Misal Türklerin bozkır ve göçebe hayatında gökyüzünü nasıl gözledikleri, gökyüzünden yeryüzüne düşen meteor taşlarının ne olduğunu anlatan bir anlatmayla biz karşı karşıya kalıyoruz. Meteor taşlarındaki demir oranının ne olduğunu keşfeden bir demircilik bilgisinden, bir çelik bilgisinden yani gökyüzündeki olan olayların perde arkasını okuyoruz. Burada ki soylamalar sayesinde; günümüz modern bilimlerini ve gök bilimini, metal alanında ki Türklerin bilgisi ile birlikte değerlendirirsek; kendi hayatımız içinde kullanmak mümkün. Bir başka soylamada; göçebe kültürünün pastoral nomadizm dediğimiz en güzel tasvirini görüyoruz. Bu kadar güzel bir doğada böylesine hayat dolu olmayı, hayvan kültünü, bitki kültürünü, insanın o doğada kendinden geçmesini bu kadar güzel anlatan bir başka tasvir daha görmek mümkün değil.  Bu haliyle bakıldığında buradaki her bir soylama;  aslında bir öğüt kabilinden yani atalar sözü olarak değerlendirebileceğimiz türden manzumeler,  soylamalar. Bu yüzden soylamalar bu bakımdan çok değerli. Göçebe kültürünü, hayvan kültürünü, bitki kültürünü, tabiata saygıyı, insana saygıyı, aileye, ataya, anaya, babaya, kardeşe sevgiyi dostluğu, kardeşliği, zenginliği,  fakirliği anlatıyor.  Bu soylamaların hepsinde bir bütün olarak görebiliyoruz. Ve müthiş bir tabiat gözlemi var. Bu soylamaları okurken ben her defasında National Geographic belgesel seyrettiğimi düşünüyordum. Gerçekten öyle,  son derece zengin bir içerik. Uzun lafın kısası buradaki yani Türkistan Türkmen Sahra nüshası;  diğer nüshalardan daha az değerli değil. Daha çok değerli de değil. Her biri kendi içinde bir değere sahip. Ama bu nüshanın 13. anlatma ve Salur Kazan”ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi anlatmasına itibar ediyor olmasıyla diğerlerinden farklı. Bu bizim sahip olduğumuz edebi birikime kültürel zenginliğe yeni bir katkı. Özellikle anlatmanın kendisi ve her bir soylama diğer nüshalarda bulunmaması dolayısıyla da artı bir değere sahip. Bunlarda zaman içerisinde edebiyat mahfillerinde milli eğitimde gençlerimiz tarafından çeşitli okumalarda değerlendirilip tartışılacaktır. Bütün bunlarda;   bunların tam olarak söz anlamının ne olduğunu, edebi değerinin ne olduğunu, ne tür bir üretim süzgecinden geçirildiğini, bize ne tür mesajlar verdiğini ayrı ayrı açıklayacaktır. Edebi metinlerin değeri ilk okunuşta anlaşılmayabilir. Okundukça üzerinde düşündükçe ve tartıştıkça yeni yorumlar ürettikçe yeni bilgiler ortaya konulacaktır. Yıllarca Dresden ve Vatikan nüshasında yer alan Boğaç han anlatmasını okuduğumda;  ben hiçbir zaman bu metinin baba oğul anlaşmazlığından daha fazlasını anlattığını düşünemezdim. Ama metni okudukça aslında bir bireyin nasıl donandığını görüyoruz. Bir ailenin birlik ve bütünlüğünü, bir milletin,  bir boyun birlik ve bütünlüğünün nasıl oluşturulduğunun bir anlatısı olarak okumaya başladığımda; o metni, bambaşka bir noktaya getirdi benim gözüm.

 

 

 

 

 

Neredeyse yüz yıl arayla biri Vatikan biri Dresden nüshası olmak üzere iki nüsha keşfedildi. 2019 yılında ise Metin Ekici tarafından bir tane daha Dede Korkut nüshası keşfedildi. Sizin tarafınızdan Salur Kazan”ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi kitabı yayınlandı. Bakıyoruz ki yüzyılda bir Dede Korkut Nüshası yüzyılda bir geliyor. Dede Korkut meraklıları, okuyucuları, çalışanları, sizin talebeleriniz bir yüzyıl içerisinden yeni bir Dede Korkut nüshası çalışabiliriz, keşfedebiliriz merakı içinde olanlar için ne diyorsunuz?

İnşallah. Yani öncelikle hiçbir zaman Allahtan ümit kesilmez demek en doğru dilek olur.

İnşallah.

Mümkündür. Neden mümkündür? Türk dünyasının daha çoğu eserinin gün ışığına yeterince çıkartılmadığını biliyoruz. Her geçen gün dünyanın farklı yerlerinden Türk kültürü ile ilgili farklı kaynaklar çıkabiliyor. Farklı eserler çıkabiliyor. Yeni bir nüshanın yüzyıla kalmadan yeniden çıkması gerçekten bizi çok mutlu eder. Böyle bir şeyin bulunması ister mevcut nüshaların bir başka nüshası olsun isterse şuana kadar bilinenlerin ötesinde başka anlatmaları ihtiva eden yeni bir nüsha olsun böyle bir şeyin bulunması mümkün mü? G erçekten mümkün. İmkânsız diye bir şey söz konusu değil.   Bulunması da gerçekten Türk kültürünün bir zenginliği Türk edebiyatının da Türk dilinin de Türk tarihinin de bir zenginliği olur. Gençlerin de bu yönde çalışmalarının da çok anlamlı olacağını düşünüyorum.  Bu bir hazine avcılığı değil kültür araştırması. Bu bir adanmışlık da oluyor. Kendinizi kendi biliminize, kendi alanınıza, kendi kültürünüze, kendi dilinize, edebiyatınıza, sanatınıza kısacası aslında kendinize adıyorsunuz. Bir başkasına değil. Başkası değil öncelikle kendimiz olabilmek çok önemli.  Yani insanın bir şahsiyet olarak ortaya çıkması kendi kültürel alanıyla, kendi değerleri ile donanmasıyla ancak mümkün. Aksi takdirde kolayca başkası olmak mümkün. Başkalarına benzemektense kendiniz olarak kalabilmek zor bir iş.  Dolayısı ile kendinizi ararken karşılaşacağınız pek çok şey sizi yeniden kendi dinamitleriniz ile ayakta tutacaktır. Bu yüzden her an yeni bir Dede Korkut nüshası ile karşılaşmak her zaman olasıdır. Her zaman mümkündür. İnşallah.  İnşallah mutlak böyle bir çabanın sonucunu elde ederler diye düşünüyorum.

Dede Korkut eserinin okutulması ve anlatımları ile ilgili özellikle çocuklar ile ilgili nasıl bir çalışma yürütülebilir? Kültür kodlama nasıl gerçekleşir?

Şimdi Dede Korkut Kitabı”nın sadece geçmişte yaşanmış basit anlatmalar olarak okumak yerine tamamiyle güncel hayatta yaşanan olaylarında aydınlatıcısı olarak okumanın doğru olduğu kanaatindeyim. Bu noktada yapılması gerekenlere gelince; aslında yeni yorumlar,  yeni tasarımlar yeni üretimler mutlak surette yapılıyor, yapılacak, yapılmalı da. Ama gençlerimizin öncelikle Dede Korkut Kitabı”nı baştan sona birkaç defa okuyup gerçekten ne demek istemiş düşünmesi gerekiyor. Hani bir filmi üç defa seyrettikten sonra A! şu husus benim dikkatimi çekmemiş falan dersiniz bunun gibi. Çocuklarımıza Dede Korkut ile ilgili hiçbir çıkartma,  resim, fotoğraf sunulmuyor. Dede korkut tipi üzerinden bir oyuncak, görsel, imge gösterilmiyor. Dede Korkut Kitabı”ndaki kahramanlar ile ilgili herhangi bir resim poster yok. Çocuklarımız batılı uzay kahramanları gibi Hollywood tasarımları olan kahramanların posterlerini odalarına asıyor ve onları rol model alıyorlar. Dede Korkut”un ve Türk dünyasının kahramanlar ile ilgili bir şeyler yapılamaz mi? Yapılabilir. Ressamlarımız neden bu konuda çalışmasınlar. Aynı zamanda çizgi roman, çizgi film yapımcılarımız, modern hikâye anlatıcılarımız, çocuk kitabı yazarlarımız, çocuk şiirleri yazarlarımız bu yönde çalışmalar ortaya koyabilir. Tabiat ve insan sevgisini, saygıyı ve hürmeti, aileyi ve toplumu, varlığı ve yokluğu,  birliği ve bütünlüğü Dede Korkut anlatıları üzerinden anlatamazlar mı? Tabi ki anlatabilirler ve anlatılmalılar da. Ama bütün bunları yapabilmek için Dede Korkut dünyasında girmek, anlamaya çalışmak, yorumlamaya çalışmak gerekiyor öncelikle. Bütün bunlar yapıldıktan sonra yeni eserlerle,  üretimlerle her seviyedeki Türk çocuğuna hitap edebilecek olan yeni tasarımlar ortaya konmalı. Dede Korkut tişörtü giyen kaç kişi görüyorsun? Salur Kazan tişörtü giyen kaç kişi görüyorsun? Benim teklifim var. Mesela elimde ki şu fotoğrafı hemen önümüzdeki yıl poster olarak biz hazırlatacağız. Belki tişört olarak hazırlatacağız. Bunları ticari amaçla değil sadece kültürel bellekte, ortak bilinçte, ortak hafızada yer etmesini sağlamak için. Tek hedef bu olmalı. Yeterli duyarlılık gösterilirse sonuç kesinlikle hâsıl olacaktır. Ama duyarsız kalındığı zaman tıpkı Osmanlı aydınlarının yüzyıl boyunca gösterdiği duyarsızlık gibi bir şey değişmeyecek nesil adeta ihtiyaç duyduğu kültürel besini alamayacaktır.

 

Son sözü size bırakıyorum değerli hocam. Bu kıymetli okurlarınıza sizin sözleriniz ile veda edelim. Buyurun.

Önemli olan Türk milletinin kendi olmaya çalışması, başkalarına benzemeye çalışması değil. Bu noktada duruşumuz tıpkı Türkçe gibi olmalı. Son olarak bunu söyleyeceğim. Türkçe gibi durmak dediğimiz bir nokta var. Türkçe hiçbir zaman benzeyen değil hep benzeten olmuştur. İçine bütün dillerden unsurlar almasına rağmen bütün bu unsurları bütün bu sözcükleri kendisine benzetmiştir. Türkçe”nin gücü buradadır. Türklüğün gücü de Türkçe” dedir. Türk kültürünün gücü de Türk dilinin ifade edildiği Dede Korkut kitabındadır. Dede Korkut kitabını Türkçe”nin bir hazinesi Türkçenin de Türk benliğinin bir ifadesi Türkçe”nin duruşunu da Türk”ün dünyada kimlikli bir duruşunun ifadesi olarak okursak tam olarak ne dediğim anlaşılmış olacaktır. Söyleyeceklerim bu kadar.

Teşekkür ederim