Burhan Çınar

Bizde bir şeyler ters gidiyor. İşin garibi tersliklere alışmaya, hatta bu kronikleşen tepkisizlikleri hayata taşımayı davranış haline getirmeye başladık.

Adalet, sağlık, doğru bilgiye erişme gibi en temel insani değerlerden hızla uzaklaştığımız yetmiyor gibi bir de akla, bilime ters uygulamaları anlatan laf ebelerini dinlemekten kaçamıyoruz. Tüm insani iş/oluş ve eylemler ellerimizden kayıp gidiyor.

Sadece siyaset çarkının bir sorunu değil artık bu. Yeni Türkiye’de sokakta an be an karşılaştığımız işler haline geldi bile! Siyasetteki tablo yüzünden bir yandan da dine vuruyorlar. İnsanın ağırına giden konu da bu aslında.

Sistemden beslenen bir kişi/ideoloji/grup/parti asla sistemi eleştiremez. Sadece eleştiriyor gibi yapabilir. Siyasete göbeğinden bağlı olan Diyanet için de geçerli bir durum bu.

“Neden böyleyiz?” sorusuna sıkıntıdan cevap aramaya çalışırken, Kur’an’dan gerçekten uzak bir toplum olduğumuz gerçeğini geçemeyeceğim.. Görüntü dolayısıyla fotoğrafı çekilen her ne olursa olsun içerik aynen Furkan Suresi 30/31’deki “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’ân’ı terk edilmiş / dışlanmış halde tuttular.” şeklindeki Allah resulünün söylemiyle hayat buluyor gibi.

Dışlanmış halde tuttuk. Peki neyi yanlış yaptık derseniz aklıma geleni aynen yazıyorum..

– Kur’an yalnız Allah’a kulluk edin der. Gelenek zalimleri ve avanesini ilahlaştırır. Adına demese de, Yaradıcının ne kadar sıfatı varsa lider/yönetici/başkan sınıfına verir.

– Allah’tan başka kimseye kulluğa çağırırsa ana-babana bile uyma der. Gelenek anne babana kulluk et buyurur.

– Hesabın geleceği o dehşetli günde babanın çocuğuna, çocuğun babasına bir yardımı olamayacağını çok net söyler. Şefaat tümüyle ve yalnızca Allah’a aittir der. Bizimki bu dünyada kurduğu hemşehrici/ adam kayıtmacı anlayışın orada da sürecekmiş gibi davranır. Bu dünyada adına demese bile kulluk ettiği kişinin/ideolojinin onu kurtaracağını sanır.

– Kamunun (yetimin) hakkını usulsüzce yiyenin ibadetini/namazını lanetler. Bizde o bütçeden kurşun geçirmez mersedeslerle gezerek çakma milliyetçilik/dincilik yapılır. Beslediği, insanlığa geneli itibariyle hiç bir faydası olmayan topluluğa maaş verdirir. Kur’an anlamadan namaza yaklaşma buyururken bizde o işlevsiz/faydasız insan yığınına güzel ses tonuyla kelimesini dahi anlamadan/anlatmadan namaz kıldırır. Namaz çıkışında da dövizle borç vermenin helalliğini anlatır.

– Kur’an mesela örnek kişilikler olan peygamberleri “Sizden ücret talep etmeyen o kişilere uyun” diye anlatırken, bizde ise başa gelen felaketler ve yaşam şartları karşısında garibanlık/kadercilik/yoksulluk edebiyatıyle binlerce bit pazarı masalı anlatan program başına servet kaldıran TV’ci profesör kimlikli hocalar paraya dolar der, euro der.. En cicili bicilisi bile farklı bir fikre sahip din kardeşini karşısına alarak kanaatlerini savunmaya cesaret dahi edemez. Kendi grubuna, adamlarına ve sloganik söylemleriyle balık avlar kıvamında yakaladığına söz geçirir.

– Kur’an “Kıssasta hayat vardır.” buyurur. Bizde ise başına gelen başında kalır. Adalet için hakkını savunabilmek için illaki imkanın olması ya da ruhani bir kaypaklığa sahip kişiliğinizin olması gerekir. Tabi paranız yoksa!

– Kur’an Allah’ın insana kalemle yazmayı öğrettiğini, gerçek bilginin kaynağı olduğunu söyler. Bizde karar vermeden bilgi dışı ne kadar safsata varsa yapılır. Cinci hocalardan, new age akımlara kapı kapı dolaşılır.

– Kur’an hadisin (en güzel söz) Kur’an ayetleri olduğunu söyler. Bizdeki Kur’anın anlaşılmaz olabileceğini birbirini düzelten hatta birbiriyle çelişkili ayetler olduğunu söyler.

– Kur’an yakının için bile olsa yalancı şahitlik yapma buyurur. Bizde iddia makamını güçlendirmek için her şeyi yapmak mübahtır. İnsanlar birbirine bir şey lazım olursa “şahit falan” buralardayım der.

– Kur’an “Allah aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır.” Buyurur. Bizde aklını kullanmayı şeytanlıkla bağdaştıran ne kadar iş/oluş/eylem varsa yapılır.

– Kur’an Allah’ın değişmez yasası olarak sünetullahı anlatır. Bir başka yerde “emanetini ehline vermeyi” bir ilke olarak niteler. Biz de dere yatağına ev yapılıp afetten korunma duası yapılır. Sıcak para sevimliliğiyle müteahhitlik ve emlakçılık başı boşça/güven vermeden o dere yatağındaki evi yapar ve sattırır.

– İman edenlerin! Müslümanların her sözü dinleyip, en güzeline tabi olmalarını düşünce özgürlüğünün zirvesi olarak verir. Bizde kopyala yapıştır ile “o ajan, hadis inkarcısı, mezhepsiz” gibi tonla laf duyulur. Farklı düşüncelere ya kulağını tıkar ya da başka fikirlerin daha doğru olduğunu bildiği ama işine gelmediği için şeytanın izini sürer. Böler, başkalaştırır ve kısaca coniler gibi böl parçala yönet mantığıyla çalışır.

– Yönetim şekli vermeyen Kur’an istişare/şura ile kararın önemine değinir. Bizde tepeden dereye, mahalle muhtarı bile yekten düşünür, karar alır ve bir de övünür. Ve asla yerini bırakmaz. Takiyeyi bir sanat haline getirir, yardakçı güruhu ile kendisinden daha iyi/doğru/güçlü karar alabilecek birinin orayı hak ettiğini düşünmez bile. Takiye iki yüzlülüktür, riyakarlıktır. Riya tartışmasız şirktir. Hani Kur’an’da Allah’ın asla bağışlamayacağını bildirdiği şirk!

DİNCİ BAŞKA DİNDAR BAŞKA

Okuyan, düşünen var mı bilmiyorum ama gerçekten de yazılabilecek daha çok şey var. Gerçeğin, hakikatın eğilip bükülmeme gibi bir huyu vardır. Doğru olan şey nettir, fluluk barındırmaz. Kaya gibidir kimsenin elinde oyuncak olmaz.

Kim ne derse desin karşımıza sunulan çoğu şeyin dinle/Kur’an’la alakası yok. Fetö denilen iblis uşağı her radyoda gırtlağından konuşarak bit pazarı masalı anlatırken de yoktu şimdi de yok gibi gözüküyor.

Sizce parayla/siyasetle, inancın/dinin arasını ayırmanın vakti gelmedi mi?

Bence geçiyor bile.

Tüm kardeşlerimizin yeni yılda dualarının tezahürleriyle buluşmalarını dilerim.