Burhan Çınar
burhan_cinar@hotmail.com

Bilmek ve inanmak iki çizginin buluşması gibi. Hayatın ve ölümün hakkını vermeden zamanın akışına kapılan insanoğlu; hangi kültüre, dine, felsefeye ve tarihe giderseniz gidin hep aynı soruların cevabı olduğunu düşündüğü verilerle varoluşunu ifade ediyor. O adına bilmek ve inanmak dediğimiz çizgiler bazen kesişiyor bazen ise birbirinden çok uzak mesafeye ayrılıyor. Teori vermektense haydi vakalar üzerinden gidelim.

Fakir, hayatın hidrojen ve oksijenin cenderesinde olmadığına inanıyor. Peki bu bilmenin/ bilimin konusu mu? Bilim insanları bu konuyu araştırıyor elbette ama genel kabuller üzerinden düşünürsek bu “bilim” in konusu değil. Morgda yatan bir meftayı düşünelim. Bilim bu kişinin cansız bedenini inceleyerek kaç yaşında olduğunu, ne tip hastalıklar geçirdiğini, yaşayış/ beslenme şeklini “pat” diye önümüze koyabilir. Peki rahmetli nasıl bir insandı? Neye inanırdı, neye üzülürdü, onu ne mutlu ederdi? Asıl soruysa şu anda nerede ve nasıl bir halde oluşu. Bu soruların cevabı bilimin değil bizzat dinin ve imanın konusu.
Bir de çakışan bir örnek verelim. Kur’an’da anlamı esip savuran rüzgârlar olan Zariyat Suresi 47’nci ayette semanın yani semanın/göğün/uzayın genişletildiği çok açıkça yer alıyor. Gökbilimci Edwin Hubble’ın (Vefatı 1953 ABD) gözlem sonuçlarına göre, gezegenler belirli bir konumdan uzaklaştıkça ve uzaklaşma mesafesi arttıkça uzaklaşma hızının da aynı şekilde arttığını gösterdi. O iki ok bu kez de çakıştı değil mi?
Yani hem bilip hem de inanıyoruz. Göklerin yani uzayın da tıpkı insan ve Kur’an gibi incelenmesi de kitabın açık söylemidir. Ayetlerin işaret ettiği yerlere bakmak, işaret eden ele bakmaktan çok daha doğru gibi..
Çok açılmadan ölüm ve hayat konusuna dönelim. İlk aklımıza genel şey haklı olarak “Bilmiyoruz, gidip dönen yok” söylemi oluyor.
Kur’an kaynaklı inancımız odur ki; ölüm hayatın sonraki gerçek kapısı. Bir yok oluş, “son”suz karanlık, tükeniş durumu değil. Kur’an’da önce ölüm sonra hayat sırasıyla zikredilir Müfessirler bu durumu dünya hayatının öncesindeki hali de kapsadığını yorumluyor. Belki de aklı aşan ya da henüz kavrayamayacağımız bir durumdur bu iş?
En azından kayıtlı insanlık tarihi verilerine göre dünyanın neresine giderseniz gidin, hangi zamanda yer alırsanız alın toplumsal inanç hayat sonrası varoluşun sürdüğünü düşünür.
Sevgili peygamberimizin ise ölülerimiz için ne yapalım soruna verdiği yegane yanıt şöyledir:
Hayır yapın!
Genel kabulde vefat, diriltilme, toplanma, sorgu ve mahşerin konularından en ilgi çekici olanı ceza ya da ödülle buluşma olarak özetleniyor.
Bazısı berzah adında bir toplanma yerinde olunduğunu bazısıysa kabirde (Cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurda) olunduğunu ifade ediyor.
Apaçık ayetlerde ise ölüm anında yaşanan iki türlü durum en azından o süreçte gri bölgelerin olmayışını söylüyor.
Peki o malum anda neler yaşanır? Şüphesiz ölüm sarhoşluğu olarak ifade eden ayeti okumalıyız:
– Ölüm sarhoşluğu gerçeği getirir; (insana) “İşte bu, senin kaçtığın şeydir!” (denir). Kâf 19
– Peki (ya can)
boğaza dayandığı zaman (haliniz nasıl olacak)! Vâkı‘a 83

MELEKLER GÖREVİNDE ASLA KUSUR ETMEZ!

Kur’an’ın buyurduğu insanın sahipsiz/korumasız olmayışını ifade eden şu çok önemli bilgiyi de paylaşmamız lazım:
– O, kullarının üzerinde her türlü etkinliğe sahiptir ve size koruyucular göndermektedir. Sonunda birinize ölüm geldiğinde elçilerimiz (melekler) onu vefat ettirirler. Onlar (görevlerinde) kusur etmezler.‘ En‘âm 61
Peki o anda iyi/kötü neler yaşanıyor? Bu süreci bizim anlamamız mümkün değildir:
– Biz ona sizden daha yakınız fakat siz göremezsiniz. Vâkı‘a 85

 

 

İYİLER KÖTÜLER AYRIMI

– Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve hayatlarında kendilerini, iman edip iyi işler yapanlarla bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar! Câsiye 21
– Rabbimiz! Gerçek şu ki biz ‘Rabbinize inanın!’ diye imana çağıran davetçiyi duyduk ve hemen iman ettik. Rabbimiz! Bizim için günahlarımızı bağışla; kötülüklerimizi ört ve iyilerle birlikte (olacak şekilde) bizi vefat ettir! Âl-i İmrân193

“ONLARI BİR GÖRSEYDİN!”

Hadi kötü diye düşündüğümüz bir vefatla başlayalım.
– Hani melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve “Tadın yakıcı azabı!” (diyerek) o kâfir olanların canlarını alırken onları bir görseydin! Enfâl 50
– Melekler canlarını alırken kendilerine yazık eden kişiler, “Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk ki!” diyerek teslim olurlar. (Melekler şöyle diyeceklerdir) “Hayır! Allah sizin yaptıklarınızı elbette çok iyi bilendir. Nahl 28

MELEKLERİN SELAMI/ESENLİĞİ

Cennet mahşerin konusudur ama müjdesi ise o anın.. Peki ya iyi bir halde olmak nasıl?
– (Muttakîler), meleklerin “Size selam olsun! Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin!” diyerek tertemiz olarak canlarını aldığı kişilerdir. Nahl 32
– Takvâlı (duyarlı) olanlara “Rabbiniz ne indirdi?” dendiği (zaman) “İyilik (indirdi)” derler. Bu dünyada güzel davrananlara güzel (karşılık) vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Doğrusu muttakîlerin (duyarlı olanların) yurdu ne güzeldir! Nahl 30
– (Ölen kişi Allah’a) yakınlaştırılanlardan ise ona rahatlık, güzel rızık ve nimet cenneti vardır. Vâkı‘a 88-89

KUR’AN’DA AZRAİL İSMİ GEÇMEZ

“Bazı ayetlerde “ölüm meleği” değil de el-melâikeh “melekler” veya rusül “elçiler” kelimeleri geçmektedir. Bu durumda âyetler arasında herhangi bir anlam zıtlığından söz edilmemelidir. Belli ki bazı insanların canını özel bir melek alacakken, bir kısmınınkini ise bir grup melek alacaktır.” (Secde 11. Ayet Mehmet Okuyan Meali Dipnotu)
Kur’an’da içinde gri barındırmayan siyah/beyaz yani kafir/mümin ayrımından sonra sıkıntılı olanların yeniden dünyaya dönme isteği ifade edilir. Kötü insanların rahat ölemeyişi anlatılır ve bu dönüş talepleri reddedilir.
Bu Kur’an verilerini öğrendikten sonrasıyla ilgili yorumlarda çeşitlilik karşımıza çıkıyor.

İŞİN DOĞRUSUNU ALLAH BİLİR

Mesela Prof. Dr. Halis Aydemir hocanın bu konudaki sunumlarında ölüm anı sonrası ile mahşerin arasında berzah alemi ifadesiyle bir varoluşun devam ettiğini şöyle anlatıyor:
“Ölmekle birlikte berzah dediğimiz ortama geçeceğiz. Orada belli bir süre ölü formda bekletileceğiz. Ölüm sonrası belli aktivitelerimizden de söz ediliyor. Kabre girmekle birlikte ona o boyutta sorular sorulmasıyla ilgili. Biz ölümü bir etkisiz, pauselenmiş, bilinçsiz veya yokluk gibi tasavvur edersek bu boyuttaki etkileşimleri anlamamız, kavramamız zorlaşır. Ama her halükarda biz hayat dediğimiz alandan berzah dediğimiz alanı geçişi anlıyoruz.”
İşte o video..

Konuyla ilgili detaylı bir kitabı da olan Prof. Dr. Mehmet Okuyan ise bu görüşe katılmadığını anlatıyor. Berzah alemine ilişkin savunulan argümanların hatalı olduğunu, bazılarınınsa mahşerin konusu olduğunu savunuyor. İşte o program..

 

 

İçinde tasavvuf öğeleri olan bir diğer görüşe göre varoluşun ilkesi olarak anlatılan “Hayat asla geriye adım atmaz!” ifadesiyle tekamülün sürdüğüne inanılır.
Bir kısmı ise ölüm anı sonrası mahşerin konusu olan ayetleri daha farklı yorumlayarak cennetle/cehennemle buluşma zamanı olarak sunumlandırır. Böylesi de var..
Kimiyse ölüm sonrası halin bir uyku durumuna benzer olacağını Kur’an’da geçen son saat (Kıyamet) anlatımlı ayetlerde “Kim kaldırdı bizi bu güzel uykumuzdan” ifadeleriyle mahşeri divanın gerçekleşmesi karşısında yaşananları anlatır.
Belki de sonraki süreç aklımızı aşıyordur, işin doğrusunu Allah bilir.
Biz susalım ve 2 ayetle size veda edelim. İlki belkide bildiğimiz varoluşu anlatan eşsizlikte. İkincisindeki dualar da kalbimize işliyor..
– Onlara şunu da örnek ver: “Dünya hayatının durumu gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki yerin bitki(ler)i o (su) sayesinde (gürleşip) birbirine karışmış, rüzgârların savurduğu çer çöp hâline gelmiştir.” Allah her şey üzerinde
güç sahibidir. Kehf 45
– “Rabbimiz! Bizi ve imanda bizi geçmiş (bizden önce iman etmiş) kardeşlerimizi bağışla! İman edenlere kalplerimizde hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatlisin; çok merhametlisin! Haşr 10
Yazıdaki çevirileri www.kuranokuyan.com sitesinden alınmıştır. Bir App’i de bulunan uygulama ile mesela aramaya girip “ölüm” ya da “melekler” yazarak istediğiniz konuyla ilgili ayetlere ulaşmanız ve dipnotlarla daha destekli veriye ulaşmanız mümkün. İnşallah bir gün benzeri tefsirleri de yaparlar.

Belki de ölümü ve hayatı yorumlayan en beğendiğim sunumlardan birini paylaşmazsam haksızlık olur dedim. İlahiyatçı Mustafa İslamoğlu‘nun eski bir kaydı bu. Dilerseniz okuyun, dilerseniz dinleyin.

Ölünce ne olacağınıza da siz karar veriyorsunuz!

İlahiyatçı Mustafa İslamoğlu’nun beni çok etkileyen bir sunumu konuyu şöyle anlatıyor:
Ölüm, doğumdan daha büyük bir gerçek. Onun için de sesi çok gür çıkar. O konuştu mu; alimi de cahili de, büyüğü de küçüğü de herkes susar, susması gerekir. Çünkü ölüm kendi başına çok bir şey söyler.

Ölümden daha büyük bir nasihatçı, vaiz, öğütçü bulunamaz. O nedenle Efendimiz, eğer nasihat istiyorsan, vaiz arıyorsan ölüm yeter buyurur.
Bunun için gidilir kabirlere, bunun için ziyaret edilir.
Çünkü insan öleceğini unuttuğunda yapar tüm hatalarını, günahlarını, işler cinayetlerini…
Öleceğini unuttuğunda tecavüz eder, Allah’a isyan eder, kendisine yabancılaşır, haddini aşar..
Eğer insanın ölümü gözünün önünden ayıramayacağı, zihninden asla çıkmayacağı bir imkanımız/vesile olsaydı, insan yaptıklarının bir çoğunu yapmaz yapmadıklarının bir çoğunu da yapardı.
Vahiy insana böyle bir akıl/şahsiyet kazandırır:
Ölümünü; gözünün önünden uzak tutmayan, koynunda atletinin içinde saklayan ve onu daima yanında gezdiren, ölümünden sonrasına göz bebeği gibi bakan bir insan!
İşte bu hale gelmek kolay değil.
Akıl küçüldükçe ana sıkışır, büyüdükçe anı aşar. Küçüldükçe hemen buradaya sıkışır, ödüller/cezalar/kar/lezzetler hemen şimdi!
Bu akil olamamış bir çocuk aklı.
Büyümemiş, olgunlaşamamış akıl..
Ama büyüdükçe hemen şimdi demez. “Yarın-ım ne olacak” diye ufuklara bakar. Ve kendisine sorar:
Öldükten sonra ne olmayı düşünüyorsun ey nefsim? Küçüklere sordukları gibi büyüklere de “Büyüyünce ne olacaksın?” der gibi “Ölünce ne olacaksın?” diye sormalı.
Çünkü ölünce ne olacağınıza da siz karar veriyorsunuz.
Rabbim ölünce adam olanlardan eylesin..
Ölüm kötü değil, hayatı kötü olanlar ölüme kötü diye bakarlar. Ölüme insanlar suizan ederler. O kadar suizan ederler ki; yaşamadıkları/görmedikleri bir şeydir ölüm, gitmedikleri bir alemdir o alem.. (Suizan, kötü zan, kuşku olarak açıklanabilir. Yeterli bilgiye sahip olmadan önyargılı olarak olumsuz kanaat taşımak)
Hayatı iyi yaşamak lazım ölüme suizan etmemek için.
Belki bir kez ölselerdi ölüme bu kadar suizan etmeyecek, ölümden “Ben senin hakkını yedim” diye helallik isteyeceklerdi. Biz müslümanlar böyle bakarız, ölümü hayatın diğer yüzü olarak görürüz.
Ölüm aslında ebedi hayatın kapısı. Onun içinde ölüm daha sahici daha gerçek.
Yalan olandan gerçeğe, geçiciden kalıcıya, suni hazlardan dahimi hazlara, yalan bir dünyadan gerçek bir dünyaya geçiş.
Bunun neresi kötü? İnsan aslında gerçeği, sahiciyi aramaz mı?
Sahte kimi eylendirir, sahteyle kim avunur? Tek dünyalılar!
Mümin çift dünyalıdır; iki dünyası vardır onun için tek yüzü olmalıdır.
Tek dünyası olanın çift yüzü olur! Çift dünyası olanın tek yüzü olur çünkü o tarafta maske takamaz.
O tarafta takamayacağı maskeyi bu tarafta da takamaz, takmamalıdır.

 

Bir diğer yazı.. Lütfen okumak için başlığı tıklayın..

Ölümle söyleşi