Yaşar Eyice

‘5 Nisan Avukatlar Günü’ nedeniyle İzmir Barosu, adıma program daveti göndermiş.

Elime geç geçti.

Yani zamanında okuyamadım..

Bu satırları yazarken, 5 Nisan Avukatlar Günü programı gerçekleştiriliyordu.

Davette şunlar yazılı:

‘Meslektaşlarımızla Birlikte Atatürk Anıtı’na Çelenk Sunumu, Saygı Duruşu ve İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel’in Avukatlar Günü konuşması…’

Konuşma; Saat:10.30’da,  İzmir Adliyesi Protokol Girişinde yapılıyor.

Saat 11.30’da ise İzmir Adliyesi Baro Vestiyeri’nde, İzmir Barosu Resim Grubu’nun resimlerinden oluşan serginin açılışı gerçekleştiriliyor.

Adliyeye hiç kimsenin, biraz da korku ve çekinge ile gitmesini kesinlikle istemiyorum.

Ama herkesin elini kolunu sallayarak, mutluluk içinde, korkusuzca bu sergiyi gezmelerini diliyorum.

Bu arada birkaç kez yazmıştım yine anımsatayım:

Önceki Bakanlarımızdan, İzmirli avukat Hasan Denizkurdu’nun 1998 yılındaki bir makalesini hiç unutmuyorum.

Özetle şöyle diyordu, zamanımızın sanayicisi Hasan Denizkurdu:

‘Ben Adalet Bakanı olmama rağmen karakoldan, adliyeden yapılan çağrı olunca, ‘Acaba neden?’ diyerek heyecanlanıyorum. Korkuyorum. Benim gibi her Türk vatandaşı da korkuyor!’

Bu arada yasalarda değişiklik yapılacaktı…

Benim de Yönetim Kurulu üyesi olduğum İzmir Gazeteciler Cemiyeti’ne nezaket ziyareti yapmış ve birçok kurum gibi bizim de taslak hazırlamamızı önermişti.

‘Ben bu işi yaparım!’ diye öne çıkmıştım…

Ama yürürlüğe koymak oluşmadı…

Demek ki bu itiraf ve konuşmaların ardından

Bu arada söylemeden edemeyeceğim:

Cumhurbaşkanı dışında hiç kimse için ‘sayın’ kelimesi basında ve bültenlerde kullanılmaz, kullanılmamalı…

Zaten herkes ‘sayın’dır…

Bu yüzden Baro Başkanını yürekten kutluyorum…

Umarım böyle devam ederler, yani bir yazım hatası yoktur…

*-

Aradan 20 yılı aşkın zaman geçti.

Bakın bu gün ne haldeyiz?

Önce bu sabahki  televizyon programında CHP’nin bence yeni İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ne dedi?

‘Ben Türk, Kürt, Çerkes, Laz diye bir ayırım yapmak istemiyorum. 16 milyon İstanbullunun, tabii ki oyunu burada kullandığı için Cumhurbaşkanımızın da hemşehrisiyim. Böyle ayırım yapmak bölücülüktür.’

Ama bunu yapanlar var…

Bir ara ‘Hürriyet, eşitlik, kardeşlik’ diyerek ulvi sözleri kendilerine zırh yapanlar, ki ben bunlara ‘bölücü’ diyordum, şimdi bakın nasıl düşünüyorlar.

Dün akşam adıma bir mail atılmış…

İngilizce metin fotoğraflarla süslenmiş….

İlk paragrafını paylaşayım:

‘Sevgili Yaşar

Kürt sanatçı 2019 Sansür Endeksinde İfade Özgürlüğü Ödülü’nü aldı

Kürt sanatçı Zehra Doğan, 2019 Sansür İfade Özgürlüğü Ödülü sanat galibi seçildi.

24 Şubat 2019’da bir Türk cezaevinden tahliye edilen Doğan, 4 Nisan Perşembe günü Londra’daki Mayfair Otel’de ödülünü aldı.

Katılımcılara:

‘Türkiye hapishaneleri sanatçılar, entelektüeller ve politikacılarla doludur, çünkü ifade özgürlüğümüze bağlı olarak bu sınırları reddediyoruz ve reddetmeye devam edeceğiz’ dedi.

Bu bülteni bana gönderen, Sean Gallagher, ‘İnanılmaz haberler!’ demeyi de ihmal etmemiş…

Gerçekten inanılmaz…

Düşünün biri (İlgilenmediğim için bilmiyorum) cezaevinden çıkıyor ve daha bir ay dolmuşken, bir şekilde ödüllendiriliyor…

İmamoğlu’nun yine sabahki Televizyon söyleşisinde belirttiği ve açıkladığı gibi, ‘Yurt dışında hiç ama hiç kimse ve devlet Türkiye’yi sevmez, parçalanmasını ister, bunlara karşı birlik ve beraberlik içinde olmalıyız. Ben kesinlikle yurt dışında basın olsun, başkası olsun Türkiye ve Türk devletini yönetenler hakkında, aleyhinde demeç vermedim ve vermem de…’

Yani benim kafamda, çoğunluğun olduğu gibi…

*- Değişim her kurumda olmalı

Dernekler, Odalar, gruplar, sanayiciler, tüccar ve son zanlarda mantar gibi biten sözde platformlar yani bir araya gelen her üç beş kişi, ya da yığınların adlarını kullanarak kendilerine pay biçenler, yeni başkanlardan bir şeyler istiyorlar.

‘Yeni’ dediklerim, yeni seçilenler ile koltuklarını yenileyen ya da değiştirenler.

Önceki Başbakan ve Cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel, sanki bugünleri hatırlatmış, ‘Dün dündür, bugün bugündür’ diyerek…

Hemen herkes kendini bir şey sanıyor ve gücünü göstermek için altındakileri, emrindekileri ezip duruyor.

Ekmeğiyle oynamaktan çekinmiyor, sanki cebinden veriyormuş gibi.

Örneğin İzmir Ticaret Odası….

Eziklik içinde yıllardır İTO olan İzmir Ticaret Odası’nın kısaltılmışını ‘İZTO’ yaptılar.

Küçük bir örnek vereyim;

Dün İzmir’in konuğu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olacaktı, ama YSK’nın aldığı karar gereği kentten ayrılamıyor.

Bu arada CHP’li birçok milletvekili ile belediye başkanı da soluğu İmamoğlu’na  destek için İstanbul’da alıyor…

Gece 23.00’e göre 17 ilçede sayım tamamlandı…

Tabii ki bildiğiniz gibi CHP, aradaki fark kapanmayacak gibi önde…

Maddi hatalar AKP yönünden tamamlandı…

Geçersiz oylar da…

11 bine yakın oy AKP’nin hanesine yazıldı…

Doğru!

Ama madalyonun diğer yüzü de var, 4 bin 500, yani beş bine yakın ekstra oy da CHP’ye yazıldı…

Hatta birkaç maddi hata var onlar da henüz düzeltilmedi.

İstatistikçiler de söylüyor, uzmanlar da, İmamoğlu ile daha sandıklardaki sayım bitmeden ‘3 bin oyla başkanım!’ açıklamasını yapan ve tüm İstanbul’u, her seçimden sonra olduğu gibi ‘Teşekkürler İstanbul’ afişleri ile donatan Binali Yıldırım’ı sayımı devam eden tüm ilçelerde İmamoğlu lehine 19 binlik fark kapanamaz…

‘Kapanamaz!’ diyorum, çünkü AKP’liler yalnız değiller, yanlarında CHP’liler ve diğer partililer de var…

Yani bire bir kontrol mekanizması çalışıyor.

*-

Ama bu arada, hatta bir süredir, İstanbul firmaları da İzmir’e geliyor ve işleri alıyor.

Bunun farkında değiller mi?

İstanbul’a fuarlara gidiyorlar, Ankara’da bazı bakanlıkları geziyorlar…

Soruyorum; İzmir’e, İzmir firmalarına ne getirdiler, ne kazandırdılar?

Bir hiç…

Tunç Soyer’i, İmamoğlu’nu, Mansur Yavaş’ı örnek alsınlar, liderlik, yöneticilik nasıl olur öğrensinler…

Yoksa Ankara’daki siyasilerin kuyruğu olmak kimseye ve de İzmir’e hiçbir şey kazandıramaz…

Bu arada İzmir’in, İzmir halkının imkanlarının da bunların emrine verilmesine kesinlikle karşıyım…

Düşünün; Murat Ervin isminde herkesin sevdiği bir gazeteci var…

Onurlu ve güvenli…

İTO’nun önceki danışmanı ayrılınca yerine geldi…

Sonra işsizler kervanına katıldı…

Şimdi de öğrendiğime göre; İletişim ve Medya uzmanı Burcu Taner ayrılmış…

Biz gazeteciler, ‘Kovuldu, atıldı, çıkarıldı’ gibi sözcükleri sevmediğimiz için ‘ayrıldı’ deriz…

Çalışanlar değil de, yöneticiler değişmeli…

Çünkü ne zamana uyabiliyorlar, ne de vizyon sahipleri…

Nedense ‘seçildim’ diyerek koltuklarına sıkı sıkıya sarılıyorlar.

Nedense ekmekle oynayanlara bir türlü ısınamıyorum.

Şimdi bir yerlerde oturanlar, adlarından söz edilsin diye, ‘Seçimler bitti, ekonomiye odaklanalım’ diyorlar…

Bazıları da ‘yerli otodan’ söz ediyor, Reis’i yaranmak için…

Sanki maaşlarını ondan alıyorlar…

Ya da ‘Yerli otoya odaklanalım’ diyorlar…

Yahuu bunlar, 50 yıldır ‘Eller aya, biz yaya’ sözünü duymadılar mı?

Çin’i görmüyorlar mı?

Bırakın sıradan bir ustamızın bile yapacağı otoyu da, uçak düşünün uçak…

Dedim ya bunlar vizyon sahibi değiller diye…

*-

Hadlerini bilmeyenler,  yine kafa karıştırmak için yaptıkları Kent Meclisi listelerinde, ‘Cumhur İttifakını’ unutup AKP’yi kullandılar.

Karşılarına ise ‘Millet ittifakı’ ile birlikte Kürt Partisini de koydular.

Yani bir tarafta, galipmiş gibi AKP yazdılar, diğer tarafa da; (CHP- İYİ- HDP) yazdılar…

Ama sandık gerçeğine göre, Kürtlerin büyük bölümü uzaklarda olduğu gibi İstanbul, İzmir ve Ankara’da AKP’yi seçtiler, sandıkta…

İnanılacak gibi değil ama gerçek böyle…

Ve de özellikle İstanbul’da, mahallelerinde AKP’ye oy verenler, kendilerine yakın ve samimi buldukları, güvendikleri CHP adayı İmamoğlu’na oylarını verdiler.

İYİ Partililer gibi MHP’liler de İmamoğlu’nu seçerek, çeyrek asır sonra CHP’ye hak ettiği İstanbul’u teslim ettiler…

Ettiler ama, İstanbul’un birçok yerinde az önce belirttiğim gibi kafa karıştıran şu afişler duruyor:

‘Teşekkürler İstanbul!’

Bez dev pankartların bir başında AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son kısmanda ise şimdi şaka ile karışık muhtarlığı bile konu olan Binali Erdoğan’ın fotoğrafı var…

Ama nedense kahkaha atan, ya da gülümseyen fotoğraflarını alel acele hazırladıkları için bulup, değerlendirememişler…

CHP’liler bunun altında kalabilir mi?

*-

Örneğin Şişli’de, reklam için büyük paralar harcayan Sarıgül ve AKP adaylarını açık farkla geçen yeni başkan Mecidiyeköy’de caddenin karşılıklı iki kaldırımına CHP amblemli ‘Doğruluk, dürüstlük, samimiyet kazandı’ pankartı astılar.

Üşenmedim kalktım Beşiktaş Belediyesi’nin birinci katına gittim…

Uzun menzilli silahları ile çevre güvenliğini sağlayan polislerin arasından geçtikten sonra hâkimin huzuruna çıktım…

Kapısı açıktı ve saat 17.00’ye doğru ancak zaman bulabilmiş ki, getirttiği pideyi yiyor, yan odada çalışan üç katibe, ‘Aç kalmayın!’ diyordu…

Seçimi sordum…

Önce yemeğine ara vererek, ‘Buyrun paylaşalım!’ dedikten sonra, ‘Biz itirazı reddettik…’ dedi.

Yani CHP’nin Beşiktaş’taki açık farklı başarısını belirtmiş oldu.

İstanbul’un diğer ilçelerinden 17’sinde ise oylar sayılıyor.

Yine az önce belirttim, dün gece sayım bitti, yani AKP’nin güvendiği dağlara, 31 Mart karı yağdı…

Bu yetmeyince, İl seçim kurulu ‘tüm ilçelerde’ sayım yapılmasını kararlaştırdı.

Bence de zaman kaybı…

Ama ‘demokrasi’ diyorlarsa mesele yok…

Tabii ki bunların içinde Beşiktaş da var…

Yani CHP’nin ‘rekor’ oy çıkardığı çağdaş ve ilerlemiş bir ilçe…

*-

Bu arada Bakırköy’den küçük bir örnek vereyim:

Bir sandıkta CHP ve İBB adayı İmamoğlu ıslak imzalı olarak 175 oy aldı…

Fakat çizelgede bir gösteriliyor….

İyi bari bir oy vermişler, sıfır da gösterebilirlerdi.::

Bu satırları yazarken henüz resmi düzeltme olmadı…

***-

GÜNCEL

*- Hava kirliliği1,2 milyon kişiyi öldürdü

Küresel kapitalist sistem doğayı tahrip ettikçe insan ölümleri giderek kitleselleşiyor.

Hindistan’da hava kirliliğinin yol açtığı hastalıklar nedeniyle 2017 yılında 1,2 milyon kişi hayatını kaybetti.

Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi dünyanın havası en fazla kirli 10 kenti listesinde birinci sırada.

Çalışmada ülkede hava kirliliğinden ölümlerin sigara kaynaklı ölümlerden daha fazla olduğu belirtildi.

Araştırmada ayrıca, Güney Asya’da şimdiki hava kirliliği seviyelerinde doğan bir çocuğun yaşam süresinin en az iki yıl azaldığı ifade edildi.