Nezih Varol

Türkiye’de bir kuşak var ki “Duvar” dendiğinde aklına iki duvar gelir; biri ‘Utanç Duvarı’, diğeri ‘Duvar Yazıları’, bugün 40 ile üstü yaşlarda olanlar bu iki duvarın ne olduğunu ezbere bilir.

Utanç Duvarı, Berlin Duvarı olarak da bilinir, bir dönem Almanya’yı ikiye bölen duvardır, bu duvarın yıkılmasının üzerinden 30 yıl geçti, yıkılışı her yıl çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.

Tarihçesi şöyle; 1961 yılında Doğu Almanya ‘da bulunanların Batı Almanya’ya kaçmalarını önlemek amacıyla sınır olan Berlin’de örülür, uzunluğu 155 kilometredir, soğuk savaşın simgesi olarak yıllarca varlığını sürdürmüştür. Duvarı aşmayı başaran binlerce insan olsa da 136 kişi kaçmaya çalışırken öldürülmüştür. 9 Kasım 1989’da yıkılır, bu Doğu Avrupa ‘da komünizmin çöküşü ve Soğuk Savaş döneminin sonunun habercisidir. Almanya, 3 Ekim 1990’da tekrar birleşti. Şimdiki Başbakan Angela Merkel de duvarın yıkıldığı gece bariyeri aşan binlerce insanın arasındaydı. DAC’nin bir hukuk devleti olmadığını söyleyen Merkel, “DAC’de proleteryanın diktatörlüğü ve komünist partinin liderliği esastı” demişti, Sovyetler Birliği’nin son lideri Mihail Gorbaçov ise bir makalesinde duvarın yıkılmasını ‘Avrupa halklarının bayramı’ olarak değerlendirdi. Berlin Duvarı insanları ve aileleri ayırmakla kalmamış, tüm dünyayı uzun yıllar nükleer savaş kıyameti ile tehdit etmişti.

Duvar Yazıları’na gelince, tüm dünya büyük bir ilgiyle takip edilir, önemsenir, Türkiye’de de durum farklı değildir, hatta bizde ‘Tosun’ diye bir kahramanı bile vardır, duvara yazan Tosun’un okuyan ile münasebetini ortaya koyması bakımından yurt dışındaki emsallerinden farklılık gösterir. Duvar yazıları sıradanlığın ötesinde siyasi içeriği ve mizah gücü yüksek cümleler sunar. Sanıldığının aksine eğitim düzeyi düşük değil, yüksek olanların kurduğu bir iletişim biçimidir. Tek taraflı asla değildir. Duvara yazan Tosun’un, yazıyı okuyana vermek istediği her zaman önemli bir mesaj içerir. Bu duvar yazıları sanat-edebiyat alanında çoğu zaman kitaplaştırılmış olarak karşımıza çıkar. Yazılar ya fotoğraflanarak ya da el yazısı kullanılarak bir kitapda toplanır ve meraklıları ile buluşur. ‘Duvar Yazıları’ adlı kitapları da öyle sıradan insanlar almaz, ağır eserleri bir solukda bitirebilen ve günde 2 veya 3 gazeteyi satır satır okuyan kitap kurtları alır. Sosyal medyada duvar yazıları konulu kitabını tanıtan bir yazar şu açıklamaya yer vermiş; “Duvar Yazıları kitabı, şehir yüzeylerine yazılan yazıları incelemektedir. Duvar yazıları alt kültür, gençlik kültürü, protesto ve isyan kültürünün ürünleridir”.

İşte böyle, benim çocukluğumdan ve gençlik yıllarımdan geriye kalan bu iki duvar var, ama 10 yıl sonra “Duvar” dendiğimde aklıma üç duvar gelecek.

Bu üçüncü duvardan da büyük bir heyecanla bahsedeceğim. Hangi duvar mı? Fatih Mehmet Maçoğlu’nun yıktığı Tunceli Belediye Başkanlığı’nın çevresindeki duvar.

Bu kez kahramanımız Tosun değil, yeni sloganımız ise şöyle; “Bunu yıkan Maçoğlu’ndan yapana selam olsun”.

O’nu Ovacık ilçesi belediye başkanı olduğu dönemden biliyorsunuz, hangi halk otobüslerini ve suyu ücretsiz yapıp, tarımdam elde ettiği geliri öğrencilere eğitim bursu olarak veren ezber bozan Maçoğlu.

Tunceli’nin yeni Belediye Başkanı Maçoğlu ve ilk icraatı hakkında çıkan haber şöyle;

“31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde Tunceli Belediye Başkanlığı’nı kazanan TKP’li Fatih Mehmet Maçoğlu, belediye önündeki güvenlik duvarlarını yıktırarak, korkulukları kaldırttı. Maçoğlu, ‘Buraların dizayn edilmesi için ve güzel bir çevre düzenlemesine ihtiyaç olduğundan kaynaklı bir çalışma yaptık. Çünkü hakikaten belediyenin içinden dışarısı, dışarıdan da belediyenin içi görünmüyordu. Biz biraz daha şeffaf, o şeffaf belediyecilik anlayışını biraz daha görünür kılmak adına yaptık bu çalışmayı, yoksa bir şeyleri yıkalım, bir şeyleri kıralım, bir şeyleri değiştirelim meselesi değil. Tersine halkla belediye arasındaki bütün engelleri kaldırmak içindir’ dedi”.

Böylece halkın önündeki bir duvar daha yıkılmış oldu.

Duvarları ve sınırları olmayan bir dünya dileğiyle…