Sizi bilmem ama, ben yaşadıklarımdan sonra mucizelere kayıtsız, şartsız inanır oldum.

Çünkü bugüne kadar birçoğuna şahit oldum.

Hastalığımdan bihaberken ufak bir ödem için gittiğim doktordan “Göğüs kanseri” olduğumu öğrenmem.

Belki bu ilk yaşadığım, kurtuluşumu sağlayacak bir mucize idi.

Ondan sonra başkalarına da şahit oldum… çünkü, ilk seferden sonra görmek kolaylaşıyor.

Sabah uyanıp derin, derin nefes alıp, hayatta olmanın en büyük mucize olduğunu, ben gibi sizlerde düşünüyorsunuzdur.

Aslında şöyle bir beyin fırtınası yapacak olursak; İnsanlar başlı başına bir mucizedir.

Onlar sayesinde kendimizi, Allah’ı ve varlığımızın ötesindeki sevgiyi tanıma fırsatı buluruz.

İşte benim için yine mucizevi bir gün.

Beş yıldır, “Kanseri” yenmek için, azimle, sabırla, güçle, inançla mücadele ediyorum.

Geçen günlerde uzun yıllar görüşmediğim arkadaşıma rastladım.

Mevzu, mevzuyu açtı.

Laf döndü dolaştı hastalığa geldi.

Bana, bir “ŞİFACI” tanıdığını ve bütün olumsuzluklardan, hastalıktan kurtulduğunu söyledi.

Ve ekledi “İstersen bu şifacı ile iyileşme seansları yapabilirsin”.

Onun, başka bir boyutta, başka bir gerçeklikte olduğunu ve insanların yaşadığı durumları hissedebildiğini söylemine ekledi.

Etrafımız, sırf maddiyat için çalışan “Şarlatanlarla” çevrili olduğundan, önceleri pek sıcak bakmadım, bu söyleme.

Sonra, duyduklarıma dair şüphelerim vardı.

Neyi?

Nasıl iyileştiriyordu?

Neyse, bir denemekle bir şey kaybetmem…

İnanmasam da.

Veee geçen günlerde ününü duyduğum o şifacıya gittim.

Mütevazi bir bir yer.

İçerisi derdine umut arayan insanlarla dolu.(Genç, yaşlı hatta küçücük çocuklar…)

Raflarda kendi imalatı bitki yağları.

Haa, birde önünde, arkasında dolaşan yardımcısı Cesur bey.

Sıra bana gelince, küçük bir odaya girdim.

Dört kişi.

Bir daire düşünün, ortada Şifacı, dört yanı şifa arayan bizler.

Bir eli bende, bir eli başka hastada, sırtı başkasında, ayakları, dizleri başkasında.

Yani ŞİFACI, vücudunda ki bioenerjiyi, bizdeki eksik olan enerjimizi tamamlıyor.

Daha basit bir anlatımla; eksilen, biten enerjimizi kendi vücudundan şarj ediyor.

Elini, bir türlü iyileşemeyen (Altında habis ur olduğu için) yarama koydu.
Bir sıcaklık yayıldı.

Sanki bir mıknatıs, içine çekiyor gibi.

Şaşırdım!

Bir elin ne gibi bir iyileştirici olabileceğini düşünerek beyin fırtınası yapıyorum, kendimce.

Seans bittiğinde, kendimde inanılmaz bir hafifleme, yaram da beni kahreden acı azaldı.

Mutluyum ve sevinçliyim.

Haftada üç gün gitmeye başladım.

Tabii bu arada tıbbi tedavime de devam ediyorum.

Korku işte!

Şifacı; orta yaşlı, hümanist, insanlara özellikle hastaları iyileştirmeyi adamış, dünyaya gelmiş eşsiz insan olarak tanımlayabilirim.

Çokta mütevazi.

Para denen materyali önemsemeyen kimse.

“Para dolu cüzdan yerine , insan sevgisinin, vicdanının tıka basa doldurduğu beyin ” tarifi geçti… Şifacı için.

Tabii seans sırasında sohbetimiz de oldu.

Bazı zihnimi kurcalayan soruları kendisine yönelttim.

İnanın abartmıyorum, içtenlikle yanıtını verdi.

“Ben, Yaratan’ımın dünyaya insanlara hizmet vermek için gönderilmiş bir enstrümanım, sadece” diyerek kendini tanımladı.

Peki!

Nasıl gelişti ya da nasıl böyle bir yeteneğiniz olduğunu anladınız?

“Bu kendiliğinden gelişen, hatta doğuştan var olan bir şey.

Bilinçsizce ilk gerçekleştirdiğim prosedür, beş yaşında.

Annem çok hasta, onun üzerine uzandım, bir süre ( ne kadar olduğunu bilemem) sonra annem ağrıları azalmaya başladı ve inanın iyileşti”
“Allah’ın bana verdiği bu enstrümanı (Enerjiyi) insanları iyi etmede kullanıyorum ve çok mutluyum.”

“Yalnız, şunun altını çizmek isterim, ben doktor değilim, bu tamamen Allah’ın verdiği bir güç ve misyonumu en iyi şekilde yerine getirmeye çalışıyorum”.

Seans sıramızı beklerken ya da seans sırasında sohbetler oluyor, hastalarla.
Bu konuşmalarda  kanser hastasını( hemde birçok) iyi ettiğini, fıtık hastalarını ovarak eliyle (enerji yüklüyor)

Bitkilerden elde ettiği yağlarla birkaç seansta iyi ettiğini birinci ağızdan duydum.

Gözümün önünde bir hastayı iyileştiğine şahit oldum.

Bel fıtığı olan, yerinden kımıldayamayan adamı ovarak iyileştirdi.

Ve zımba gibi ayağa kalkıp, rahatça yürüyebildi.

Tabii benim gözler faltaşı, ağzım ayran budalası gibi açık, olayı izliyorum.
Onu da bırakın, birebir ben yaşadım.

Kemoterapi alınca gelmemi söyledi.

Her ne kadar “Amaann hadi canım boş ver” dediysem de gittim.

Sırtını benim sırtıma dayadı…Vücudum adeta ateş parçası gibi yandı…çok ısındı, terlemeye başladım.

Ben yine on yargılıyım ya…

” yeni ilaç aldım, yan tesirleri ertesi gün başlıyor” dedim.

İki gün, üç gün ben tetikte bekliyorum.

Kemoterapiden sonra çok zor günler yaşıyorsun…ölü gibi dersem anlayın.
Anaaa ben normal Nevin…ağrı, sızı, bulantı, iştahsızlık gibi yan tesirler yok…yaşamadım!

Yemin ederim.

Vallahi, Billahi…inanın artık!

Zaten, hastası sadece sade vatandaşlar değil…

İsmini veremeyeceğim eski bir bakan, üst düzey yönetici, emniyet teşkilatından yetkili gibi daha bir çok yetkili, meşhurlar var.

Şifacıyı önüme çıkaran Allah’ıma şükür ediyorum.

Vee buradan Şifacıma çok teşekkür etmeyi borç bilirim…İyi ki varsın, insanların derdine derman oluyorsun.

İnşallah, Tıbbı müdahale ve şifacının verdiği enerji, bitki yağları ile bu meretten kurtulacağım…buna çok ama çok inanıyorum..Tabii Allah’ın izniyle.

Son olarak, şunu belirtmeden geçemeyeceğim; yaşadığım onca olaydan sonra “İMKANSIZ” sözcüğünü daha bir dikkatli kullanmayı, kesip atmamayı öğrendim.

Sağlıkla kalın…