Uzun hikâye

0
54

 

Hakan Kanber
Hakan Kanber

Saygıdeğer okuyucularım, bu haftaki yazım oldukça uzun…

Akademik kariyere sahip bir profesörün çarpıcı, dikkat çekici ve hepimizi derin düşüncelere sevk eden bir çalışmasını paylaşacağım sizlerle.

Gırtlağımıza kadar batırıldığımız “orta çağ” karanlığından ve hızla götürülmek istendiğimiz “cahiliye” döneminden, “eğitim” sistemimizin içinde bulunduğu “iç karartıcı” ortama bir pencere açmak istedim. Hal-i pür melalimiz, resmen ve tel tel dökülüyor.

Sabırla ve sıkılmadan takip edeceğinizi umut ediyorum.

 

PROF. DR. İBRAHİM ORTAŞ

 

Çukurova Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. İbrahim Ortaş, ÖSYM sınav sonuçları ve eğitim sistemimizin son durumunu ortaya koyan çok çarpıcı bir araştırmaya imza attı. Prof. Dr. Ortaş’ın bu ezber bozan çalışmasıyla; YGS ve LYS sonuçları, üniversiteler ve milli eğitim sistemindeki çarpıklıklar ile ülkenin geleceğinin ne kadar zor olduğu gözler önüne serildi. Prof. Dr. Ortaş, diyor ki: “Bu gidişat; ülkemizin önümüzdeki yıllarda ön gördüğü hedefleri yakalayamayacağını ve ülkemiz için tehditler içerdiğini işaret ediyor.” Bu düşünceye, ben de virgülüne kadar katılıyorum. Her yurtsever Türk vatandaşının da aynı tespite ortak olacağına eminim.

Türkiye’deki çarpık eğitim sistemini rakamlarla ortaya döken, geniş değerlendirmenin ana başlıkları şu şekilde:

 

YGS SINAVI

 

-2016 yılı YGS sınav sonuçlarına göre; sınava giren 2 milyon 84 bin adaydan 500 bininin, 10 üzerinden 3,6 puan aldı.

-YGS’de sorulan 40 soru üzerinden ortalama 16-20 arası Türkçe, 10-12 soru arsı sosyal, 5.5-7.7 soru arası matematik ve 3.5-5.5 soru arası fen sorularına cevap veriliyor.

-Genel eğilim bu yönde ve yıllar itibarıyla çok uzun zamandır değişmiyor. Sınav sonuçlarına göre en yüksek not Türkçe. O da 40 soru üzerinden 19. Ki bu % 50 bile değil!

 

LYS SINAVI

 

-2016 yılı yerleştirme sınavı sonuçları itibarı ile 423 bin 479 öğrenci 4 yıllık bir lisans programına, ayrıca ön lisans programları ile birlikte toplam 792 bin 249 öğrenci de üniversiteye yerleşmiş.

-2016 yılı test sorularına verilen ortalama cevaplar, 2015 yılı ile karşılatıldığında bir tek Türk Dili ve Edebiyat alanında 56 sorudan 2015 yılında 20,12 ve 2016 yılında 27,26 soruya cevap verildi.

-En düşük başarı, geçmiş yıllarda olduğu gibi yine temel bilimlerde… En düşük olarak geometri dersinde sorulan 30 soruda ortalama 4,22 soru çözülmüş. 30 soru üzerinden fizik sorularından 5,03, kimyadan 9,53 ve biyoloji 7,73… Matematik sorunlarına verilen cevaplar ise 50 soru üzerinden 9.85…

-2016 yılı sonuçlarında; son 15 yıldır ortalama cevaplarda ciddi bir değişim olmamış.

 

BAŞARI ORTALAMASI

 

-Sınava başvuran öğrencilerden 400 ve üzerinden puan alanların sayıları son derece sınırlı.

-500 puan üzerinden değerlendirildiğinde; öğrencilerin tamamı, ortalama 250 puanın altında.

-Lise son sınıfta okuyan 343 bin 468 öğrencinin ortalama MF ortalaması 215 puan.

-523 bin 652 öğrencinin TM ortalaması 222.

-447 bin 511 öğrencinin TS ortalaması ise 214.

-Diğer bir ifade ile Türkiye ortalaması tüm öğrencilerde 100 üzerinden 40-43 puan aralığında!

-Yani üniversiteyi okumak için sorulan 100 sorudan 60-70 soruya cevap veremeyen öğrencinin üniversitede işlenen konuları anlaması ve yaratıcı düşünce oluşturmasının zor olduğu görülüyor!

-Örneğin; MF-1 puan türünde 400 ve üzerinden 22.879 öğrenci puan almış.

-TM-1 puan türünde ise 13 bin 636 öğrenci 400 puan almışlar.

-Bu durumda; 4 yıllık bir lisan programına kayıt yaptıracak 423 bin 479 öğrencinin çok küçük bir kısmı üniversiteyi okuyacak hakkı kazanmış oluyor.

-Ancak “Akademik başarısı düşük olan bu öğrencilerin günümüz gelişmiş bilimini kavraması mümkün mü?” sorusu çok ciddi.

-“Fen, Matematik ve Dil Bilgisi yeterince gelişmemiş öğrenciler ile ileride nasıl bilim yapılacak?” sorusu da ayrı bir muamma.

 

ÜZÜCÜ VE KAYGI VERİCİ

 

Prof. Dr. İbrahim Ortaş, yukarıdaki sonuçları, şöyle değerlendiriyor: “Her yıl 2 milyonun üzerinde adayın sınava girdiği ülkemizde 40-50 bin öğrencinin üniversiteyi okuyacak kadar akademik bilgiye sahip olması çok üzücü ve geleceğimiz açısından da çok kaygı verici. PISA sınavlarında da zaten benzer bir durum gözlemlenmektedir: 60 civarında ülkenin yer aldığı 15 yaş sınavlarında Türkiye’deki lise öğrencilerinin üst basamakta (6 kademe üzerinden 5. ve 6. düzeydekiler) yine 50 bin civarındadır. PISA sınav sonuçlarına göre ülkemiz 60 ülke için okuduğunu anlamayan ve matematiksel ve soyut düşünme yeteneği gelişmemiş yüz binlerce lise mezunu ve yıllar içinde kümülatif birikimle ülkemizin yetişmiş insanın iyi yetişmediği kestirimi yapılabilir.”

 

AYRIŞAN ÜNİVERSİTELER

 

-ÖSYM sınav sonucuna göre öğrencilerin yerleştiği üniversitelerin gittikçe ayrıştığı gün geçtikçe daha çok hissediliyor. Geçen yıl öğrencilerin aldığı puan ve sıralamadaki sıralaması üzerinden yerleştirmeye bakınca bazı üniversitelerin ayrıcalıklı duruma geldiği görülüyor.

-Sınırlı sayıda yüksek puan alan öğrenciler belirli üniversitelerin tıp, hukuk ve belirli mühendislik alanlarına yöneltilmiş ve kalan diğer üniversite ve alanlara ise daha düşük puan alan öğrenciler otomatik olarak aldıkları puana göre yerleştiriliyor.

-Yavaş yavaş ELİT üniversitelerin oluştuğu görülüyor. Birkaç vakıf ve devlet üniversitesi dışındaki üniversitelerin çok düşük puanlarla öğrenci aldıkları görülüyor. YÖK’ün aldığı kararla, kaliteyi yükseltme adına, tıptan diş hekimliğine, mimarlıktan mühendisliğe, hukuktan eczacılığa baraj getirerek belirli bir puanın ve sırlamanın dışında kalanlara kayıt kakı tanınmıyor.

 

SADECE 40 BİN BAŞARILI GENÇ

 

-YÖK ve ÖSYM ülkenin genel başarı durumunu dikkate alarak sanki bir itirafta bulunuyor: Tıp okuyabilmek için MF-3 alanında ilk 40 bin, Hukuk fakülteleri için ilk 150 bininci, Mühendislik için 240 bin içinde olunmasını şart koşuyor. Bunun anlamı, ne yazık ki 2 milyon sınav müracaatı olan gençliğin ancak %10’u üniversite okuyacak düzeyde demektir. Çağ nüfusunu bir milyon, bir milyon üç yüz bin kabul edersek, çağ nüfusunun %10-15 kadarı bu ölçütlere uyuyor.

-Türkiye’deki öğrencilerin ne bilip ne bilmediği, hangi lise türünün hangi alanlarda başarılı olduğu, hatta öğrencilerin sosyo-ekonomik durumu, ailelerin eğitim durumu ve öğrencilerin sosyo-ekonomik ve eğitim durumları ile tercih etikleri okul ve programlar arasındaki ilişkilerin analizi önem taşıyor.

 

TEHLİKENİN HABERCİSİ!

 

Prof. Dr. Ortaş’ın yukarıdaki durumlarla ilgili değerlendirmesi ise şöyle: “Akademik bilgisi yetersiz olan ve düşük puan ile yerleştikleri üniversite ve bilim disiplinlerinin gelecekteki akademik kadrolarının da bu havuzlardan oluşacağı için ülkenin gelecekteki akademik kadrolarının da sorun olacağı daha önce tarafımdan değişik zamanlarda belirtilmiştir. Çoğunluğu düşük puanlı öğrenci kabul eden üniversitelerin inbreeding (akademik kadrolarının kendi içinde oluşturması) ile oluşacak akademik kadrolar ile iyice verimsizleşmiş üniversiteler durumuna geleceklerdir. Bu durum başlı başına bir tehlikenin habercisidir. Ancak üniversitelerin akademik kadrolarının, özellikle YÖK’ün kuruluşu sonrası özerk yapısının zedelendirilmiş olması üniversite yöneticilerinin belirlenmesine üniversitelerin doğrudan etkisinin olmaması üniversitelerin gelişimini de gerilemiştir. Türkiye’deki üniversiteler, bu bağlamda tarihinin en zorlu dönemini yaşıyor.”

 

KASABA ÜNİVERSİTELERİ

 

“Türkiye eğitimi son 30 yılda niceliksel olarak büyüdü, her ilde üniversite var, her kasabada bir yüksekokul var. Ancak eğitim kalitesinin arttığını söylemek mümkün değil. Tam tersine geçmişte daha az sayıda seçilmiş öğrenci ile nitelikli bir eğitim yapılıyordu. Üniversiteler kıt kaynaklara rağmen daha özerk ve akademik bilinç daha yüksekti. Ülkemizin bugün ki en ciddi sorunu olan nitelikli eğitilmiş insan gücü, yaratıcılık ve girişimcilik sorunun üstesinden gelinmesi, yukarıda belirttiğimiz eğitim profili ile gerçekleştirmesi mümkün değil. Bugün ülkemizin toplam teknoloji üretimi, ileri teknoloji ihracatı ve bilimsel üretimi potansiyeli ile öğrencilerimizin akademik bilgi düzeyi arasındaki ilişkilere bakılmalıdır.”

 

OKUDUĞUNU ANLAMAYAN ÖĞRENCİ!

 

-Türkiye’de yıllık ortalama 1 milyon 300 bin çocuğun doğduğu ve 12 yıllık zorunlu eğitim ile teorik olarak her bir öğrencinin sınava girdiği düşünülürse; 2016 yılında yeni mezun 912 bin 797 aday sınava katıldı.

-Hem YGS ve hem LYS sınava sonullarına göre öğrencilerin yaklaşık yarısı Türkçe ve Edebiyatta okuduğunu anlamıyor ve konuyu bilmiyor.

-Coğrafya sorularına verilen cevap, tarih sorularına verilen cevap ortalamaları liseden mezun edilen bu gençlere, “Ne öğretildi?” sorusunu doğuruyor.

-Anlaşılan o ki, sınava giren öğrencilerin çok önemli bir kısmı temel akademik bilgiden ve eğitim yönünden yetersiz bulunuyor.

-Sonuçlar; son 20 yıldır ülkemizde sınava giren öğrencilerin eğiliminin değişmediğini ve bu gidişat ile ülkemizin önümüzdeki yıllarda ön gördüğü hedefleri yakalayamayacağını, bu gidişatın ülkemiz için tehditler içerdiğini işaret ediyor.

-Son 20 yılda benzer sınav sonuçları alındığına göre; Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda ne tür bir açıklama getiriyor? Açıkçası merak konusu…

-Ayrıca üniversitelerin gelen öğrencilerin akademik bilgi düzeyini sorgulamaya yönelik herhangi bir değerlendirmesi yok.

 

DİBE VURAN EĞİTİM SİSTEMİ!

 

Prof. Dr. Ortaş, son değerlendirmelerini şöyle ifade ediyor: “Öğretim üyesi olarak öğrencileri üniversitelik bilincinin çok çok gerisinden olduğunu sık sık dile getiriyor ve sorunun öğrencide değil sistemde olduğunu belirtiyorum. Son 20 yılda benim izlediğim kadarı ile 12 yıl boyunca çocuklarımızı ve geleceğimizi emanet ettiğimiz Milli Eğitim Bakanlığı’nın ülkemiz gençlerini yetişkin bir bireye dönüştüremediği açık. Sınav sonuçlarına ilişkin 2010’dan itibaren rakamları karşılaştırdığımda sonuçlar hep aynı düzeyde olduğu görülüyor. Türkiye’nin eğitim sisteminin dibe vurduğunu söylersek sanırım abartmamış oluruz. Bu durumun partiler üstü bir anlayışla devlet katında ciddi ciddi analiz edilmesi gerekir.”

 

NE YAPILABİLİR?

 

-Türkiye’nin bu sorunu aşması kolay değil, ancak imkânsız da değil. Ülkenin temel bir eğitim ve bilim amacı ve hedefi olmalı.

-Okul öncesi eğitimden yetişkin eğitimine kadar ciddi bir eğitim müfredatı hazırlanması ve bunu sağlayacak öğretmen yetiştirme sistemine ihtiyaç var.

-Öğretmenlik mesleği, köy enstitüleri anlayışı ile üniversitenin de desteği alınarak özerk ve özgül yüksek bir enstitü altında toplanmalıdır (Köy Enstitüleri, Harp Akademileri veya Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) gibi deneyimlerden yararlanılmalıdır).

-ÖSYM başta olmak üzere açıklık, şeffaflık, öngörülebilirlik, liyakat ve bilimsellik yönlerinden değerlendirilmeli, her kurumda liyakat eksenli kadrolaşma ve güven yeniden sağlanmalıdır.

-Üniversitede lisans eğitimden doktoraya kadar, bilim ve eğitim sistemimizin en büyük sorunu olan liyakate dayalı öğretim üyesi yetiştirme politikalarımızın yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.

-Yükseköğretim kurumlarının tümünün bilimsel ölçütlere uygun çalışıp çalışmadığını belirleyecek içsel ve kamusal denetim araçlarına kavuşturulmalıdır, bu ölçütlere uymayan kurumlara yeni kadro ve öğrenci kontenjanı verilmemelidir.

-Üniversiteler özerkleştirmeli ve nitelikli kadrolar ile evrensel ölçekte bir üniversite iklimi yaratılması siyaset üstü bir anlayışla kavuşturulmalıdır.

-Liyakate dayalı bir yönetim anlayışı mutlaka eğitim ve bilim kuramlarında yerleştirmelidir.

-Tüm bunların yapılabilmesi için üniversite içi kurulların, iç denetleme araçlarının, demokratik denetim araçlarının yolunun açılması gerekir.

-Hepimiz için, Türkiye için, dünya için nitelikli bilimsel eleştirel yaratıcı eğitim kurumları okul öncesinden doçentliğine kadar ana hedefimiz olmalıdır.

-Yaşanılanlardan dersler çıkarılmalı. Aksi durum, hepimizin felaketi olacaktır.

 

***

 

Son söz, benden olsun…

“Bütün okullar imam hatip olsun” diye böğürüp, iktidar yalakalığı yapan sözde eğitimciler; “Değirmeni sel almış zaten. Siz şakşakını arıyorsunuz.”

Tıpkı, birilerinin bir başka konuda söylediği gibi; “Fiili durum, hukuki duruma çevrilmelidir.”

Böğürerek istediğiniz, zaten fiilen gerçekleşmiş durumda. Bundan dahi habersiz olacak kadar “eğitimlisiniz.”