Tanrıya doğru koşar adım…

0
125
Anti-government protesters throw missiles during clashes with riot police at the Independence Square in Kiev February 18, 2014. Ukrainian riot police started to move into Kiev's Independence Square late on Tuesday, pushing back anti-government protesters whose tents were burning, local television showed. REUTERS/David Mdzinarishvili (UKRAINE - Tags: POLITICS CIVIL UNREST TPX IMAGES OF THE DAY) - RTX192LJ

Biz onları Ayasofya’daki taşınabilir dini resimler olarak biliyoruz. Genelde doğru bir bilgi bu ama, işin teknik yönü ile ele alındığında bizim Hat sanatı kadar önemli ve kutsal etkinlik çıkıyor ortaya..

Turgut Daruga
Turgut Daruga

Sanırım İkonalarla ilk kez tanışmam bayan Eleni’lerde olmuştu… Küçüktüm ve duvarda asılı duran resimden çok karanlık ve gizemli odanın içinde yanan mumlardan etkilenmiştim… Bunu çok iyi anımsıyorum… Bir de nereden geldiğini hiç anlayamadığım kokudan…

Biri sorsa, kesinlikle başka bir dünyada olduğumu söyleyebilirdim… Her şey öylesine gizemli, öylesine cevapsızdı ki, mecburen ben yorumlamak zorunda kalıyordum… Hristo akranımdı, ve hatta mahalledeki en iyi arkadaşımdı…Ama o bile suskundu, meraklı bakışlarımdan da sürekli kaçıyordu…

Böylece her keresinde gizemin içine daldım, gizemli kaldım..

Yanıtı olmadı hiçbir şeyin…Yıl bindokuzyüz elli üç… Aylardan aralık…Günü hatırlamıyorum… İzmir’de zaman akışına bırakılmış çok şey…

Sen ötende gelişiyor bu nedenle…  Bir sahnedesin… Ama başrolde, ama figüran…

İstemesen de her şey olduğuna varıyor… Olması gereken oluyor… Belki de bu nedenle suskundu  Bay Yorgo…Belki de bu nedenle hep dalgında gözleri bayan Eleni’nin…

Sonra bir gün ne Hristo kaldı yaşamımda, ne bayan Eleni, ne de o solgun renkli mumlu resimler…

“Kaçtı “ dediler… Ne demekti “Kaçmak”, kimden kaçıyorlardı ki…

“Apar topar Yunanistan”…

Neresi olur ki ?

Çocukluk işte, yanıtı yok kimi şeylerin…

 

fotograf_1

 

Balkonlarında beyaz bir havlu kalmıştı, ya da bilerek almamışlardı… Aylarca hep oraya baktım, o havluya,  her gün yeniden o pencereye, Hristo’yu görürüm diye…

Yoktu… Ve “ Bir daha hiç olmayacak” diyordu annem ve ben buna ağlıyordum…

Yanıtı yoktu kimi şeylerin zamanın bilmem kaçıncı durağında…

O koku hala burnumda…

Düşünsene, neler yaşamış neler paylaşmışım hristo ile…Can dostum…

Zaman mı akıp geçiyor böyle hızlı, yoksa zaman duruyor da sen mi koşuyorsun önünden…

Bileni olmadı bugüne dek… Bir gün Pasaport’tan rıhtımdaki arkadaşlarıma el sallarken buldum kendimi… Ağlıyordum… Bir gemi kalkıyordu limandan ve beni alıp götürüyordu bilmediğim tanımadığım bir başka kente…Temelli…

İşte ilk kez Hristo’yu o zaman anladım…

Dönmesizliğe zorunlu olmak… Her şeyi olduğu gibi bırakmak zor geliyordu…

İçimi acıtıyordu…

Sonra yıllar birbirini izledi koşar adım…Yaşamın angaryası, yaşamın keyifli yanları birbiri ile yarıştı, birbirine karıştı… Kimi zaman o, kimi zaman öteki kahkahalar attı…kimi zaman karşılıklı ağlaştı..

İstanbul’da yaşadığımı fark ettim günün birinde ve aniden…

Rastlantı diyebilirsiniz… Kadıköy’de oturuyorum… Kalamış’ta… Todori Meyhanesi, Kilise ve okul’un bitişik duvarlı yapısı dünyada örneği görülmeyecek bir şaheser…Ama beni daha çok meyhane kısmı ilgilendiriyor… Kimi ilgilendirmemiş ki bu güne dek..  Bütün ünlü bestecilerin mutlaka gelip bir iki kadeh atıp klasik besteleri yaptığı mekan… Selahattin Pınar’ların, Sadetten Kaynak’ların, Münir Nurettin’lerin gün batımını mutlaka izlediği bir deniz kenarı..Bir huzur yuvası…İlham yeri..

IconPanagiaVlahernonİkinci kez burada tanıştım İkonalarla…Papaz  Sotir efendi akşamları sohbet ettiğimiz bir köhne kahvehane müdavimiydi…Nasıl oldu bilmiyorum…Ona anlattım Hristo’yu yıllar sonra… Başını önüne eğdi…. Sonra, boynundaki uzun zincirli haçı avuçları ile  koparır gibi sıktı…Gözlerinden akan yaşları gördüm… Elimden tuttu kiliseye götürdü…

Aynı olmasa da benzer bir koku vardı,… Işıklıydı her yan ve üzeri metal kaplı resimler asılıydı duvarlarda…

– “ Bunlar ikona” dedi…

Öğrenmiş oldum… Sonra anlattı uzun uzun… Anımsıyorum, öylesine dalmıştım ki, sesini yitiriyordum derinliği olmayan resimler üzerinde gezerken… Tanımadığım bilmediğim öyle çok isim sayıyordu ki sıkılıyordum…Aziz bilmem kim…. Sonra bir başkası… “Aya Yorgi” gibi… İlk kez dokundum renklere… Çok eskimiş, ya da eskitilmiş tahta üzerindeki anlatılara ilk kez bu kadar yakından baktım…

Etkiledi elbette… Sonra bir gün Heybeli Ada’ya gittik birlikte… Aya Triada manastırına… Anımsıyorum… Kar yağıyordu ve Şubatın ilk haftasıydı… Onlarca ikona yüzlerce insanın duasını alıyordu… İlginçti…

Ve sonra üniversite yılları geldi… Okul mokul filan derken sanatın ortasına düştü yaşamın bir boyutu… Böylece, “din resmi” olmaktan çıkıp “sanatın bir parçasına” dönüştü ikonalar… Elbette sanat da benim….

 

İKONA VE DİN

 

icon02Sizlere Elbette Papaz Sotir efendinin anlattıklarını ayrıntılı olarak iletemeyeceğim yarım asır sonra … Çünkü o kadar kısa, o kadar basit değil işin özü… Bu nedenle, Yaşadıklarımı anımsarken olayı canlandırabilmek için de bulabildiğim birkaç kitap ve elbette  teknolojinin internet ayağından faydalanıyorum… İkonaların Kökleri Bizans’a kadar uzanıyor… Bunu hepimiz biliyoruz zaten… Yine de sözlük anlamına göre, Hristiyan inanç ve törelerine uygun kutsal kişilerin konu edildiği dini resimlerin tanımı oluyor…Yada “anlatımı” diyelim… Genellikle Ortodoksların önem verdiği ikonalar Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Sırbistan, Rusya ve bazı eski Sovyetler Birliği ülkelerindeki topluluklarda hala çok etkin biçimde korunuyor ve kiliselerin en önemli ibadet materyali olma özelliğini koruyor. Rusça (İkona), Yunanca (Eikenion) şeklinde tanımlanan bu resimlerin tercüme karşılığı “Küçük” oluyor.,. Yunanca da “Eikon” fiilinden türemiş diyenler de var… Kimileri de “Benzetmek” deyip geçiyor… Başka birilerine göre de  “temsil etmek”…

Yani çok sayıda tanımı var… Ama yorumu tek….  Azizlerin kutsal resimleri…

Önemli bir özelliği “Taşınabilir” olması… Yani bir yere sabitlenmiyor…

 

BİZANS RESSAMLARI

 

Olympos tanrılarının çokluğu ile şaşkınlık yaşayan insanlar Politeist bir dünyadan Monoteizm’in etkin olduğu bir yeniliğe geçerken Tek tanrı anlayışını zorlanmadan benimsiyor… Siz buna “insan düşüncesini ve kafasını değiştiren bir ihtilal doktrinine dönüşüyor” diyebilirsiniz…

Onlarca tanrı gitmiş ve hepsinin yerine tek bir tanrı gelmiştir…Elbette bu yenilik yaşamın her boyutunda etkin olacaktır… Örneğin,”kendini resim, mimari, heykel gibi güzel sanatlarda ifade etmeye başlamıştır… İnsanın katılımı ve yorumu ile güçlendiği için de çabuk desteklenmiş ve gelişmiştir”…Burada “Yunan ve Roma kültürü hıristiyan inancı ile birleştirilerek bir senteze ulaşılmıştır” diyebiliriz…

İşte bu sentez sanat tarihçilerine göre Bizans sanatındaki “görsel Teoloji” olarak tanımlanmıştır ve temeli dinsel resimlerdir. İlk basit resimlerin Havarilerin yaşadığı dönemde yapıldığı iddia edilir… Kilisenin ağa babalarından Kaeseria Basileos’un görüşü böyledir… Ne derece doğrudur bilinmez ama, İlk ikona’nın “Kutsal Mendil” olarak tanımlanan İsa’nın Yüzünün bir mendil üzerinde gösterildiği ikona olduğu söylenir… ve Hala söylenmektedir… Kitaplarda ilk Meryem ikonasının İncilci

Lukas tarafından çizildiği yazılıdır… İncilci Lukas’ın ressam olduğu, ikonografide Hodegetria olarak tanımlanan Meryem Ana tasvirinin ilk kez kendisi tarafından çizildiği varsayımı bir çok kişi tarafından kabul edilir…

 

İNANDIRICI MI?

 

iconPrintZamanla Bizans ve Ortaçağ özellikleri İkonalara kurallarını koymaya başlar. Örneğin, bu yapıtlarda görülen ortak özellik sembolizm çerçevesinde konuyu anlatabilme eğilimidir. Gerçekçilikten uzak, arka planda altın fon uygulanışı, gözlerin tek noktaya odaklanması, bakışların sabitliği, kaşların birbirine yakın ve yay şeklinde oluşu, geleneksel ‘Bizans asil duruşu’ dikkati çeken unsurlardır… İmparator Konstantin dönemine gelindiğinde ise kutsal ikonalar küçük mekanlardan anıtsal mekanlara, taşınmaya başlar…

İmparator Justinianus döneminde ise Hıristiyanlığın yayılmasına paralel olarak geniş bir ikona üretimi gözlenir. İkona sanatının altıncı ve yedinci yüzyıllardaki büyük gelişiminden sonra Bizans Sanatı büyük ve derin bir kriz yaratan resim parçalayıcı tutumla karşı karşıya kalacaktır… İkonoklast olarak tanımlanan dönemin sanata karşı alınan bir mücadele olmadığı bilinmekte… Zor bir dönemdir.. Resim parçalayıcı tutumu gerçekleştirenler kutsal resimleri tahrip etmişler ve buna karşın duvarları haç, yıldız simgesel motiflerle süslemişlerdir… Latin’lerin Kostantinopolis’i (İstanbul)  işgal etmesi sonucunda ressamlar burayı terk edip Nicea, Trapezus, Epirus gibi merkezlerle Sırbistan, Bulgaristan ve Makedonya’ya göç etmişlerdir… Kitaplar İmparator Michael Paleologos’un şehre tekrar hakim olmasıyla birlikte İstanbul’daki yerel atölyeler dışında Latin’ler için çalışan atölyelere de rastlandığını yazıyor… O sıralar Kudüs’de bulunan Saint Jean D’Acre atölyesi bu atölyelerin başında geliyor… Paleologos’lar döneminin sonunda Rusya’da da çalışmış olan ikona ressamlarından Theophanes üslup ve teknik bakımından kendisinden sonraki ikona ustalarını etkilemiş… Paleologos’lar devrinde Yunanistan’dan Balkan’lara gelerek çalışan ressamlar olmuş… Eutichios, Struga’lı  İoannes ve Makarios bu ikonograflar arasında Gösteriliyor… Bunlar teknik bilgiler… Ama kulağınızda bulunsun diye yazıyorum… Ekmek yemez su içmez…Masrafsız bilgi yani !…

 

RUS VE İSTANBUL

 

Ortodoks kültürünü oluşturan Rusya ikona üretimi konusunda büyük bir gelişim kaydeder ve buna bağlı olarak Kiev, Novgorod ve Moskova gibi çeşitli merkezlerde ikona okulları açılır… Bu okullarda yetişen Denis, Andrei Rublev gibi sanatçılar ikona sanatını yüksek bir platforma taşımış ( Ben de onların ikonalarından bazılarını sizlere sunuyorum) … Bizans İmparatorluğu’nun yıkılışından itibaren İmparatorluğun ikona üretim merkezi olma görevini üstlenmiş olan İstanbul fetihten sonra bu özelliğini yitirmiş…Bu nedenle,  İkona sanatı gelişimini Girit, Ege Adaları, Yunanistan, Balkan’lar ve Rusya gibi farklı bölgelerde devam ettirmiş. Fetihten sonra İstanbul’da çalışan sanatçıların Girit adasına yerleşmeleri, doğal olarak Girit ikona sanatının gelişimini doğrudan etkilemiş… Nikolaos Philanthropos, Aleksios Apokaukos, Manuel ve İoannes Phokas adaya göç eden sanatçıların başında geliyor… Bugün bile ada bu sanatçılarla övünüyor…

 

EGE KEŞİŞLERİ

 

Girit adasının Osmanlı İmparatorluğu’nun eline geçişiyle birlikte Girit okulu üretimini Ege adalarına kaydırmış…  Adalarda üretilen ikonolarda  Rönesans etkileriyle karşılaşılır, ve buna paralel olarak yağlı boya ikonaların yapımı dikkati çeker …Girit

okulunda görülen katı üslubun yerine doğa gerçekçiliği, yoğun duyguların ifadesi, adaların ana karakteristiği olarak ortaya çıkar… Bu dönemde Yunanistan’da yer alan

Meteora ve Athos dağındaki manastırlarda ikona üreten sanatçıların keşiş olmalarından dolayı Bizans geleneğine bağlı kaldıkları dikkati çeker…

 

İSTANBUL İKONALARI

 

İstanbul kiliselerinde yapılan araştırmada Fener Rum Ortodoks Patrikhanesine bağlı

On sekizinci yüzyıldan itibaren ikona üretiminin tekrar canlandığı anlaşılır… İkonaların üzerinde yer alan imzalardan İstanbul’un çeşitli semtlerinde çalışmış 28 ikona ressamı saptanmış… Bugün bile hala çok özenle korunan bu ikonalar Yeni Kapı Ayos Theodores, Kumkapı Aya Kiriaki, Yeşilköy Ayiuos Stefanos, Samatya Ayios Minas, Georgios Kiparissas, Ortaköy, Ayios Fokas, Heybeliada Aya Triada, Ayyos Nikolaos, Arnavutköy Profitis İliuas, Kadıköy Aya efimia, Taksim Panayia kiliselerinde  ve şu anda aklıma gelmeyen daha pek çok kilisede bulunmaktadır… Siz buna Ortodoks ülkeleri ve her kentte bulunan yüzlerce kiliseyi de eklerseniz İkonaların sayısının ne denli çok olduğu ortaya çıkar…

 

ÜÇÜNCÜ KEZ

 

İzmir’de geçen çocukluk yıllarımdan, gençlik yıllarıma taşınan ikonaların yaşlılıkta yeni bir anlatıya konu olacağını söyleselerdi inanmazdım elbette… Çünkü yinelenmiş yaşanmışlığı istemiyor insan ve hep hiç tanımadığı, bilmediği şeyleri yaşamayı umuyor … Öteki angarya… “Gereksiz” diyebiliyor kimi zaman…

Bindokuz yüzelliden  bu yana geçen zamanda atmış altı yıl yazıyor…

Bayan Eleni gözlerimin önünde, simsiyah giysisi ile…

Ve Hristo, kocaman kocaman gözleri, kırmızı yanakları ve dişlek gülüşü ile…

Ve karanlığa yakın o odada yanan mum ve tütsü kokusu…

Yaşıyor mu dersiniz… Kim bilir belki o da benim gibi zaman zaman…

Bana sorarsanız daha dün oynuyorduk gül sokağının seksenyedi ile birleştiği köşede…

Hristo’ya sorarsanız daha dün oynuyordu gül sokağının seksenyedi ile birleştiği yerde… Eminim… Daha dün…

Ve daha dün ikona önünde mum yakıyor, istavroz çıkarıyordu bayan Eleni…

Hoşça kalın…