Sizin üreticiniz var mı?

0
81
Yaşar Eyice
Yaşar Eyice

Bilge Keykubat ile Argun Tanrıverdi, yaklaşık 3 yıl kadar önce yayın hayatına başlayan bir dergi ve gruplarını anlatan bir mektup gönderdiler.

Dergilerinin ana başlıklarını ise  ‘Tarım, Gastronomi ve Turizm’ olarak özetlediler.

Gönüllülük esasına dayanan ve kar amacı gütmeyen gurubun amacını; ‘Bildiklerimizi yaymak, felsefemizi anlatmak, ışığımızı ulaştırabileceğimiz her noktaya ulaştırmaktır’ diyerek anlatıyorlar.

Bu sayede farkındalığı arttırabileceklerini düşünüyorlar.

*- Çıkar düşüncesi yok

Bilge Keykubat ile Argun Tanrıverdi üç yıldır çıkardıkları; ‘Apelasyon E-dergi’si  olarak ilkelerinden ödün vermeden, herhangi bir çıkar grubu, örgüt, politik veya dini hiçbir oluşumun parçası olmadan yollarına devam ettiklerini belirtiyor.

En önemli amaçlarını;  ‘Bildiğimiz bilgileri diğer insanlara aktarmaktır. Akademik ve Teknik yazılar ile Popüler kültür yazılarını en iyi şekilde harmanlayarak okurların karşısına çıkıyoruz’ diyerek, anlatıyorlar.

*- Yanıldıkları nokta!

Henüz tanışmadığım; Bilge Keykubat ile Argun Tanrıverdi’nin bilmediği bir nokta var.

Apelasyon E-dergi’sini biliyorum.

Çünkü yayına başladıklarında, ama bu idealist gençler ya da gruptan arkadaşları ‘tanıtım yazı ve bilgisini’ göndermişlerdi.

Hatta birden fazla!

Sanıyorum, o zamanlar Haber Ekspres’te de destek ve moral vermek için yayınlamıştık.

Bu nedenle biz,  ‘Apelasyon E-dergi’sini biliyoruz. İlk kez tanışmıyoruz.

Hatta notlarım arasında, ‘başvurulacak kaynak’ olarak bu internet dergisi de bulunuyor.

Yani Apelasyon Düşünce Grubu’nun ayda bir çıkardığı dergileri bizim için her zaman kaynak olarak yararlanabileceğimiz, beynimizde ve notlarımızda bulunuyor.

Laf olsun diye çıkar amaçlı çıkarılan tarım dergilerinin sahip ve yöneticileri bu gençlerden biraz insanlık dersi alsalar herhalde çok iyi olur.

Duayen diye sahada gezenlerden, burnundan kıl aldırmayanlardan, bir kişi ile dergiyi çıkaranlardan söz ediyorum.

*- Her eve mi, evden mi lazım?

Birçok önemli makale ve konu arasında ‘Her Eve Bir Çiftçi’ başlıklı yazı ilgimi çekti.

Çünkü, yıllar önce Avukat İrfan Özbek’in önerisi ile ‘Her evden bir şampiyon’ kampanyası başlatmıştık.

Futbolun, basketbolun, voleybolun, yani takım oyunlarının dışında, ferdi spor branşlarına dikkat çekmek istedik.

Amaç; İzmir’den, Ege’den çok iyi;  atlet, yüzücü, halterci, güreşçi, eskrimci, tenisçi, okçu hatta boksör çıkarmaktı.

Bir noktada başarılı olduk ama ekip ve grup dağıldığı için sonunu getiremedik.

İzmir’deki aile şirketleri gibi dağıldık…

*- Hayal gerçek olabilir..

Gençlerin ‘Her Eve Bir Çiftçi’ önerisini ve yazısını inceledim.

Daha doğrusu bir göz attım.

Sağlıklı düşünmüşler, şunları yazmışlar:

İnsan sağlığı sanırım insanlık varlığı için en önemli konu!

Pek çoğumuzun sağlıklı yaşam için kullanmadığı bitki, gitmediği merkez, almadığı ilaç, kısaca yapmadığı hamle kalmıyor!

Her şey sağlıklı ve uzun yaşam için!

Sanırım burada bir konunun üstünde yeterince duramıyoruz!

Sağlıklı YİYECEK…

Peki bu nasıl olacak?

Bu günlerin önemli ve uygulanabilirliği olan bir sözü:

‘Her eve bir doktor.’

Sağlıklı ve uzun yaşamak için her eve bir doktor yeterli mi?

*- Herkese bir soru!

‘Bir kişiyi hasta olduktan sonra iyileştirmek mi önemli yoksa hasta olmasını engellemek için çalışmak mı?’ önemli!

İnsan sağlığı için gelişen tıp bilimi ve doktorlarımız çok önemli ancak, insanların hasta olmasını engellemek için çalışmak da bir o kadar önemli gibi gözüküyor.

Dünya tarihi ilerleyip, teknolojiler geliştikçe iyi ve kötü noktalar ortaya çıkmaya başlıyor.

Bir dekar tarladan 200 kg. kuru üzüm alınırken 400-1000 kg arası kuru üzüm almak normal sayılır olduğu bir dönemde bu verim artışlarına teknik konuların gelişmesinin yanı sıra zirai ilaç ve kimyevi gübre sektörünün de katkıları büyük.

Bu kimyasal gübreler ve zirai ilaçlar hazırlanırken ve kullanılırken de halk sağlığı gözetilerek çalışmalar yapılması gerekiyor.

Ama kazın ayağı böyle mi?

*- Bu arada anımsatalım!

Bu satırlardan sonra,  gençler, dünyamız tarihi boyunca pek çok felaket atlattığına dikkat çekerek örnekler sunmuşlar.

Birçoğunu duymuş ya da okumuşuzdur.

Ben de anımsatayım:

Çöl olan Aral Gölü’nden, Bhopal Felaketi ‘ne,(1984),  Çernobil Faciası’ndan (1986) Exxon Valdez Çevre Felaketi ‘ne(1989)ne kadar , büyük çevre felaketleri mutlaka biliyorsunuz.

BP Deepwater Petrol Felaketi (2010), Fukuşima I Nükleer Santrali kazaları (2011) yakın zamanda gündeme geldi.

Ve bu anımsatmalardan sonra yine soruyorlar:

Bir kişiyi hasta olduktan sonra iyileştirmek mi önemli yoksa hasta olmasını engellemek için çalışmak mı?

Yaşı ilerleyen dünyamızda, gelişen teknoloji, farklılaşan tüketici  taleplerini de düşünerek yanıt vermeliyiz.

*- İzmir’de bu kavramlar var

Gelişen ve yenilenen koşullar ve beklentiler her alanda olduğu kadar tarım ve gıda alanında da yaşantımızı etkilemesini ve değiştirmesini beklememiz gerekiyor.

Özellikle son yıllarda sevgili dünyamızın giderek kirlenen toprakları, suları ve havası gıdalarımızı da en ağır şekilde etkiliyor.

Biyodinamik tarım, organik tarım, iyi tarım uygulamaları ve toplum destekli tarım, sözleşmeli tarım gibi her geçen gün yeni çıkan ‘Tarımsal Felsefik’ yaklaşımlar mutfağımızı ve sağlığımızı da iyi den iyiye etkilemeye başlamış durumda.

*- Pazarda bile soruyoruz!

Her geçen gün pazardan, marketten aldığımız yiyeceklerimizin, nasıl üretildiği, nereden geldiği konularını daha fazla sorgulamaya başladık. Daha fazla ‘Bir dönüm yerim olsaydı; kendi sebzemi meyvemi yetiştirirdim!’ ifadeleri duymaya başladık.

Hatta son yıllarda ‘balkon’ ve ‘teraslarda’ kendi sebze ve meyvelerini yetiştirip, sağlıklı beslenmeye çalışanları biliyor ve görüyoruz.

İşte ‘Apelasyon E-dergi’si, Bilge Keykubat ile Argun Tanrıverdi ile bilim adamları, toplumsal destekli tarım modelleri ile grupça bir köye gidip oradan ürünlerini almaya başlamışlar.

Biz de önermiyor muyuz?

Tire pazarına gidin, hafta sonunu Urla Bademler köyünde geçirin, Seferihisar’ın üretici kadınları diye…

Örnekleri çoğaltmak mümkün…

İşte ‘Sağlıklı yaşam ve organik gıda’ için bu grup, daha da ileri gidip köylerde yaşayan üreticilerimize sözleşmeli üretimler yaptırmaya başlamışlar.

Aslında bütün bunlar toplumda yaşayan her bireyin biraz daha toprağa yakın ve biraz daha çiftçiliğe yakın yaşamak için attıkları önemli adımlar.

Şöyle hafızanızı yoklayın, birçok ünlü bilim adamının, cerrahın, mühendisin, iş adamının hafta sonları ya da emekliliklerinde toprakla buluştuklarını ve kendi ürünlerini yetiştirdiklerini gazetelerden, haberlerden anımsayacaksınız.

*- Zeki Müren’in Bahçevanı…

Gelişen koşullarla yeni trend olmasını isteyip, bekledikleri bir cümle şu:

‘Her Eve Bir Çiftçi!’

Yani kendin uğraşamıyorsan, yakın köylerden birinde üretici ile özel anlaşma yap.

Bir zamanlar, bahçevanlar vardı.

Hatta sanat güneşimiz Zeki Müren, bir dönemin bu sokak bahçevanlarını, ‘Bahçevan’ filminde dile getirmişti.

Aile dostum olmasıyla övündüğüm Zeki Müren’in ‘bahçevan’ şarkısı hala zevkle terennüm ediliyor.

Günümüzde, ‘sağlıklı yaşamak ve gıda almak istiyorsan, sen çiftçi olamıyorsan, sana kontrollü ürün verecek bir çiftçi ile anlaş’ önerisi getiriliyor.

*- Tedarikçi gibi…

Tarlası olmayan, üretim yapamayan, tarımı bilmeyen ve özellikle şehirlerde yaşayanlar için kontrollü üretim ve tüketim adı ile doğrudan ilgili bir cümle.

 Sanırım ileriki yıllarda sıkça görmeye, duymaya hatta söylemeye başlayacağımız cümleler şunlar olacak:

‘Benim yiyeceklerim (A) köyündeki (B) abiden geliyor!

Ya sen kimden alıyorsun?’

Bir çeşit sözleşmeli iş modeli aslında!

Alan memnun, satan memnun.

Alan garantili ürün alıyor, satan da ürününün hepsini satabileceğini biliyor.

Kısacası ‘kazan kazan’ meselesi…

*- Sonuç olarak!

‘Her eve bir doktor’ sözünden hareketle ‘Her eve bir çiftçi’ sözünün de uygulanabilir olmasını istiyorlar.

Bu da yeni bir trend!

Sonuçlarını hep birlikte göreceğiz.

Bekleyip görelim…

*- Uzundere Köyü’nde kadın kooperatifinin temeli atılıyor

Karabağlar’ın Uzundere Köyü’nde kadınlar kooperatif kurmak için harekete geçti.

Karabağlar Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü’nün yanı sıra İzmir Üniversitesi ile yapılan eğitim protokolü ile kadınlara akademisyenler tarafından eğitim verilmeye başlandı.

Karabağlar’a bağlı Kavacık Köyü kadınlarının geçtiğimiz yıl kurduğu kooperatifin ardından şimdi de ikinci kadın kooperatifinin kurulması için çalışmalara başlandı.

Uzundere Köyü kadınlarına, belediye hizmet binasında İzmir Üniversitesi ile yapılan eğitim protokolü kapsamında eğitim seminerleri verilmeye başlandı.

*- Eğitim verdiler

Belediye Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü Akademisyen Nail Özlüsoylu iletişim ve marka süreci, İzmir Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü Öğretim Üyesi Yrd Doç. Dr Ahu Güzel takım çalışması ve yine İzmir Üniversitesi İzmir Siyaset Bilimi Kamu Yönetimi Öğretim Görevlisi Dr. Ayşe Gönüllü Atakan ise toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda eğitim verdi.

Toplam 3 hafta sürecek eğitimlerin ardından Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü tarafından da kadınlara kooperatifçilik ve kooperatif kurulması ile ilgili bilgilendirmeler yapılacak

.

*- Sayısında artış var

Kooperatifçilik geniş anlamda ekonomik işbirliği şekli olup, ortak amaçlara ulaşmak isteyen kişiler tarafından oluşturulan bir örgütlenme modelidir.

Son dönemde Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın yaptığı araştırmalara göre kadın kooperatifçiliğinin desteklenmesi ve geliştirilmesi aynı zamanda kadın girişimciliğini de gelişmektedir.

Özellikle kadınlar tarafından kurulan kooperatif sayısında artış gözlenmektedir. Kooperatif kuran kadınlar, mal ve hizmetlerin üretiminde ve sunumunda, ortaklarının pazarlık gücünü artırmada, tasarrufların ekonomiye kazandırılmasında, sermaye birikimini sürekli kılarak ekonomik büyümeye katkıda bulunmada büyük avantajlar sağlıyor.

***

GICIK

*- ‘Kız çocuğu okur mu?’ diyen adam; karısını hastaneye götürünce ‘bayan doktor baksın!’ diyor!

*- Herkesle arkadaşlık yapın ama sizi satmayacak kadar karakterli olanlarla dost olun.

*-  Osman Gazi Köprüsü 4 saati 4 ya da 6 dakikaya düşürecek diye sevinen garibana; senin dört saatin 28 lira, köprüden geçiş bedeli ise 120 lira. Senin gibiler için yürümek daha kârlı…

*- Hiçbir şey yapmasa bile bazı insanlar yoruluyor. Herhalde düşündükleri ağır geliyor.

*-  Bir ulusun hem öğretmeni, hem atası, hem de lideri olabilen tek insandır Atatürk

*- Adalet, zaten suçsuz olan subaylarımızın tahliyesiyle değil, onlara bu kahpece tuzağı hazırlayanların aynı zindanlara tıkılmasıyla tam yerini bulacak.

*-  Aldığım her nefes için önce Allah’a, yaşadığım özgür hayat için ise Atatürk’e minnet borçluyum.