İyi ki Hasan Tahsin bugünleri görmedi!

0
241
Olkan Özkır

“Değerli Basın Mensubu, Basın özgürlüğüne ve demokrasiye en çok ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde, İzmir’in işgaline karşı ilk kurşunu sıkarak milletin uyanışını başlatan Gazeteci Hasan Tahsin’in 99. Ölüm Yıldönümü’nde İzmir Gazeteciler Cemiyeti işbirliği ile hayata geçirdiğimiz ‘Gazeteciler Parkı ve Basın Özgürlüğü Anıtı’nın açılış töreninde sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarım.” diye İzmirport’a bir davet geldi.

Danışmanlık yaptığım kurumumu temsil etmek için bu davete ben katıldım.

Sağolsunlar, araç kaldırdılar, bindik gittik.

İşin aslı “Gazeteciler Parkı ve Basın Özgürlüğü Anıtı’nın” açılış davetinde neredeyse “özgürlük” adına söylenmemiş tek hece kalmadı .

Programa katılan CHP’li milletvekilleri, Belediye Başkanları hatta İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen de bol bol konuştu.

Program boyunca “özgürlük” kavramı her boyutuyla uzun uzun işlendi.

Benim gözümü protokolün konforu aldı. Bedevi prensler gibi tülden gölgeliklerin altında, soğuk içeceklerle ferahladıklarını gördük.

Gariptir, aynı anlarda bizim gibi basın emekçileri güneşin altında cayır cayır yanıyordu. “Demokrasi, eşitlik ve özgürlük” söylemlerini uzun uzun anlatanlar, şu basın emekçisi fakirlere “hayrına” bir bardak soğuk su bile ikram etmedi.

Konuşmasını bitiren başkanlar, milletvekilleri gölgeyi bile sıcak bulup araçlarına yönelirken, biz güneşin altında programı takip etmeye devam ettik.

Gerçekten çok sıcak ve susuz bir yaz geliyor! Sıcaktan bunalanların kaçabileceği bir yer, sığınabileceği bir gölge yoktu.

Ben bu eşitlik ve demokrasi çığlıkları altında protokolcülük oyununa “tilt” oldum.

İroni böyle bir şey işte. Adamlar sahnede medyaya, basın emekçilerine yönelik bir dizi konuyu işleyip, aynı insanları güneşin altında, susuz bırakıyorlar.

Bir görevliyle sohbet etme fırsatı yakaladım. Gaziemir Belediyesi, Adnan Menderes havaalanı paralelinde ve havalimanına kuş bakışı yükseklikte bir tepeyi niye seçti acaba diye sordum.

Cevap aynen şöyle:

Özellikle o tepeyi seçmelerinin sebebi, Ankara -İzmir seferi yapan zatı şahaneler, uçarken bu anıtı görsün istemişler.

Biz güneşin altında yanmaya devam ederken, kürsüye iki kişinin koluna girip gidebilen bir diğer zatı şahane belediye başkanı sahnede yerini aldı. İnanın adamın o saatte ne yürümeye ne de konuşmaya hali vardı.

Yanımdaki muhabir arkadaşa “O kadar pelteliyor ki, söyledikleri anlaşılmıyor, nasıl yazıyorsunuz?” diye sordum. Cevap aynen şöyle:

– Biz alıştık artık. Adam sabah saatlerinde içmeye başlıyor Olkan Hanım!..

İnsanların kendini böylesine komik duruma düşürmeleri anlaşılır iş değil.

Biz cağ kebabı gibi güneşin altında yanmaya devam ettik ve program sona erdi.

Programı düzenleyen Gaziemir Belediyesi’nin basın mensupları için yönlendirdiği araca doluştuk. Bir an önce ofisin yolunu tutup serinlemeyi düşünürken olan oldu.

Araca gelen bir kendini bilmez, eline mikrofonu alarak dönüş yolu rotasını değiştireceğini emretti. Şaka değil, askerlikte yapmadık ama adam baya bir emretti!

3 saat susuz güneşin altında kalıp, bir de böyle bir saygısızlıkla karşılaşsaydınız siz ne yapardınız?

Bir minibüs insanın hakkını yiyeceğini emrediyor paşa.

Dedim ki: Siz kimsiniz, kime emir veriyorsunuz? Bu aracın güzergahı belli. Bizi bir de iş çıkışı trafiğine takılmaya siz karar veremezsiniz.

– Ben İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısıyım dedi zatı şahane.

O başkan yardımcısıymış, O’nun dediği olurmuş. Servis ağzına kadar dolu, paşa kendini genel kurmay başkanı zannediyor. Sanırsın, Yunan’ı fethetmeye gidiyoruz..

“Gazeteciler Parkı ve Basın Özgürlüğü Anıtı” dönüşünde İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı belediye şoförüne emrediyor, bir otobüs basın emekçisine baskı yapıyor.

Tabi duramadım ve şöyle dedim:

– Basın Özgürlüğü Anıtı’nın açılışında siz nasıl böylesine faşist bir tutum içinde olabilirsiniz?

Beyfendi kızdı ama cevap veremedi, siz gazeteci misiniz? Bu araçta ne işiniz var? Hangi gazetedensiniz diye üç kere sordu!

Ben de cevabı şöyle verdim:

  • Ben manavım!

Tüm minibüs kahkaya tutuldu, ama zatı şahane bizi trafiğe sokarak daha da yanmamıza vesile oldu. Üçyol’a gelindiğinde ise benimle birlikte 5-6 kişi protesto etmek için inerek metronun yolunu tuttu. Bazıları açılış haberini yetiştirmek için servisten indi!

Bu arada faşist kelimesinin anlamı, baskıcı (düzen, kimse) demektir.

***   ***   ***

 

Bu etkinliğin içinde yer almaktan ötürü hiç mutlu olmadım. Adalet, eşitlik, basın özgürlüğü ideallerini savunan kişi ya da kurumların basın emekçilerine karşı gerçek tutumları böyle. Hayatları boyunca bir kuruma yaslanarak yaşayan insanlar, özel sektörde ayakta kalmanın zorluklarını bilmiyorlar.

Burunlarından kıl aldırmıyor, dünyayı ben yarattım modunda yaşıyorlar.

Mossad karargahının girişinde herkesin görebileceği bir yerde şöyle bir yazı varmış:

“Bir problem olduğunda, cevabın bir parçası değilsen sorunun ta kendisisindir!”

Gerçek basın emekçileri güneşin altında, susuz kavrulmaya devam edeceğe benziyor. Protokol şakşakçılarının ise keyfine diyecek yok.

Şov yapmanın ötesinde “bir adım bile olsa” doğruya kılavuzlayacak yiğitlere selam olsun.. Bunun bedelini 99 yıl önce kanıyla ve canıyla ödeyen gazeteci Hasan Tahsin’e ve onun gibi emekçilere rahmet olsun.

Bence Hasan Tahsin dün Gaziemir’deki bu etkinlikte olsaydı, canı baya bir sıkılırdı. Belki de bunlar için miydi her şey? diyebilirdi.

Merhum Akif’in şu dizesi olayı özetliyor:

“Hey sıkılmaz, ağlamazsan bari gülmekten utan.”