Yaşar Eyice

*-Bunlar sadece kendilerini düşünür

Önce hayırlı günler, tatil dileyeyim, sonra ‘hayırsızlara’ geçeyim…

‘Hayırsız’ dediklerim aslında sizin siyasette düşündükleriniz değil.

Bunlar menfaatleri olunca ‘evet’, yine menfaatleri olunca ‘hayır’ diyen tipler, sözde kurumlar.

Aslında altlarını deşseniz neler çıkar neler?

Ama hep güçlüden, yani ezenden yana oldukları için, hiç kimse bunları irdelemez, incelemez…

Daha doğrusu, ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!’ diyerek, makamlarını korurlar.

Şöyle yazdıklarıma bir göz atıyorum, bilmeden ne kadar haklı olduğumu anlıyorum.

Ne diyorlardı?

Şu kadar kişiye ‘Bayrak!’ veriyoruz…

Abartılı satışlarının tam 10 katı…

Zaten İzmirli cezalandırmış, ‘yok!’ sayıyor bunları…

Bu sözü de ağababalarından almışız…

Her doğruya ya da sıkıntıya ne diyor, sahipleri, ‘Yok sayıyoruz!’

Biz İzmirliler de, ‘en iyi müdafaa hücumdur!’ diyerek, onlara aynı dille yanıt veriyoruz:

‘Sizi yok sayıyoruz!’

*- Bakla ıslanmadan!

Bunları bir yana bırakalım;  ‘koşulsuz, kuponsuz- şusuz, busuz!’ diye övündükleri şanlı Türk Bayrakları’nın kaynağı da belli oldu!

Daha doğrusu kendileri açıkladılar…

‘AKP’li Belediye ile el ele!’ diye…

Kulislerde söylenen şu:

‘Zaten o belediye başkanı yakında gidiyor. Gözden uzak olan gönülden de ırak olur!’ bu nedenle kendini yandaşlar aracılığıyla birilerinin gözüne, makamı garantiye alma çabasındalar!’

Biraz geriye daha doğrusu seçildiği günlere bir göz atarsak bu başkanın ilk icraatını görürüz…

Hatırlatayım:

Ana caddeleri ve parkları ‘Arapça’ levhalar, yazılarla süslemişti…

Aynen İstanbul’un bazı semtleri, örneğin Taksim’e çıkan ünlü İstiklal Caddesi gibi…

Ya da, Taksim çevresi, Sultanahmet ya da Aksaray gibi…

Örnekleri çok…

Ama onlar ticari, bunlar ise siyasi ya da dini…

Nasıl düşünürseniz, algılarsanız öyle…

Koskocaman, laik Türkiye Cumhuriyeti’nde, bayramlarda evlerini, balkonlarını Türk Bayrakları ile süsleyen İzmir’in bir ilçesinde oluyor, bunlar…

Akıl alacak gibi değil…

Yine hatırlatayım;

*- ‘Gavur İzmir’ dedikleri…

‘Gavur İzmir!’ diyenleri Türk Bayrakları ile utandıran İzmir halkına, Rasim mi, bilmem ne mi diyen bir yaratık, ‘İzmir neden Türk Bayrakları ile süsleniyor?’diye çıkışmış, sonra da, bunun gibileri hatırlayarak ve abartarak,  aklınca;‘İzmir’in yarısı!’ şeklinde diye bir düzeltmeye gitmişti.

Bunlar bilmiyorlar, ‘Gavur İzmir’ yakıştırmasını yaptıkları kentimizde, Egemizde, kızların çeyizlerinde üç kutsal emanet vardır.

Birisi Türk Bayrağı, ikincisi; duvara asmaya değil başucunda bulundurmaya bir Türkçe Kuran-ı Kerim, üçüncüsü ekmek!

Neden Türkçe Kuran-ı Kerim?

Çünkü belirttiğim için duvarda göstermelik asılı kalması için değil, okunması için…

Zaten, ağızlarından düşürmedikleri ulemaya tanışsalar, Allah’ın ‘Duanızı kendi dilinizden, ana dilinizden yapın!’ emrini öğreneceklerdir.

Arapça’dan değil…

Türk lafını bile bir ara ağızlarına almaktan korkanlar, korkutanlar, büyük kurtarıcımız Atatürk’ün resmini sayfalarından çıkaranlar, İzmir halkının büyük tepkisini görenler, şimdi ‘Arapça’ yazılar, levhalar asanlarla işbirliği yapıyor…

Buna herhalde ‘menfaat birliği’ falan denilir…

Akşam rüyamda bunları gördüm…

*- Hikâye mi, gerçek mi?

Rahmetli Gazeteci Kaya Çelikkanat’ın, gerçekleri ‘Bir hikâyem var!’ diyerek anlattığı gibi…

Benim de rüyam ve hikâyem böyle devam ediyor…

Buna ‘hayal’ de diyebilirsiniz, İzmirli İşadamı Musa Turan’ın şiirinde olduğu gibi…

Girişimci Musa Turan,  ‘İçten geldi’ dediği şiirinde bakın ne diyor, anımsatayım?

Bir Türkiye hayal ediyorum,/ Hakim ve Savcıların olmadığı,/  Bir Türkiye hayal ediyorum, /Adliye saraylarının olmadığı, / Bir Türkiye hayal ediyorum, /Avukatların olmadığı, /Bir Türkiye hayal ediyorum; /Dürüst ve namuslu insanların değer gördüğü, /Bir Türkiye hayal ediyorum; /Uyandığımda sokaktaki her insanın huzurlu olduğu ve birbirini ötekileştirmediği, /Bir Türkiye hayal ediyorum; /İnsanların bencil olmadığı; samimi, içten, paylaşımcı ve Ahlaklı olduğu, /Bir Türkiye hayal ediyorum

Güçlü ve güçsüz ayrımının olmadığı, herkesin eşit olduğu, /Hayal ediyorum… hayal…, /Peşinden koşacağım hayallerimin; /Yolun sonunda ulaşacağım./ Her ne çıkarsa önüme aşıp geçeceğim!!!’…

Musa Turan yüreğinin derinliklerinden gelen duygularını kâğıda döktükten sonra adına bir sıfat daha eklemiş: ‘İnsanoğlu!’ diye…

Umut hep vardır ve hep olacaktır…

Belki de Musa Turan, yeni işyerleri açıp, istihdam yaratmak isterken birçok zorlukla karşılaşıyor…

‘Yeter artık!’ diye bağırmıyor…

Bazıları gibi ‘otobüs gelmedi’ bahanesi ile devlet malına, kamu malına zarar vermiyor…

Sessizi çığlığını ‘hayal’ olarak, yani suç olmadan, yargıçlar karşısına ‘Sen ne dedin?’ demelerine imkân tanımadan anlatıyor…

İnsanların en tabii hakkını, belki de bilmeden kullanıyor…

Uyarı görevini yerine getiriyor…

Bu menfaatçilere bakın ne göreceksiniz?

Söyleyeyim;

*- Kimi aldatıyorsunuz?

Bunlar utanmaz ya da arlanmaz cinsinden…

‘Türkiye’de, en fazla insana değer veren kent neresi?’ denilse, sağır sultan bile biliyor, İzmir…

50 yıl önceki sistemi uyguluyorlar, muhalefet diye…

Örneğin çöp bidonlarını yerlere boşaltıp, fotoğraf çekiyorlar?

Böylece temizlik işçilerini zan altında bırakıyorlar.

Veya dün olduğu gibi bir cankurtaran fotoğrafını çekiyorlar , yoğun araç kalabalığında ’20 dakika aynı yerde bekledi’ diyerek  suçu, tam gaz devam eden ‘tramvay çalışmalarına’ atıyorlar…

Daha doğrusu dolaylı yoldan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’na…

Daha geçenlerde yine yazdım:

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bir şey çıkaramayınca, bu kez saldırı oklarını CHP’li İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’na çevirdiler, diye…

Neden?

*- İzmirlinin parasını harcıyorlardı…

Çünkü yıllarca İzmirlinin yol yapılması, hizmet verilmesi için verdiği vergilerden büyük pay alıyorlar, belediyeyi, devletin resmi organları gibi kılıfına uydurarak soyuyorlardı.

Buna da ‘ilan’ adı veriliyordu…

Kocaoğlu ne yaptı?

‘İzmirlinin parasını size yerdirmem!’ diyerek ilanlarını kesti…

Bugünü kadar aldıkları paralar az buz değil….

Bir araştırma yapılsa trilyonlar tuttuğu ortaya çıkar…

İşte şimdi onlara gitmeyen bu paralar yol oluyor, tramvay oluyor…

Yani hizmet olarak bize dönüyor…

Yeniliğe hizmete de bu kadar karşı bunlar…

‘İstemezükçü’ zihniyetten ne farkları var?

Biri o kefede, diğeri bu kefede…

*- Hassas noktalar!

‘Gölge etmeyin, başka ihsan istemiyoruz’ diyoruz, bu devşirmelere, bu zihniyette olanlara…

Yalancılara şu kadarını hatırlatayım:

Her cankurtaranın çıkışından varışına kadar her saniyesi kayıtlara alınıyor…

Her cankurtaran belirli bir süre içinde verilen talimatı yerine getirip o noktaya oluşmak zorunda…

Zaten İzmirlinin bu konuda ne kadar hassas  olduğun bilmeyen yok!

Ama ben AKP’li İstanbul Büyükşehir’den kaç kez örnek verdim.

Herhalde bunu onlar da benden iyi biliyorlar…

Bir cankurtaran geçenlerde, her zaman olduğu gibi Mecidiyeköy ile Zincirlikuyu arasındaki Gayrettepe’de sirenlerini çalarak abartısız dakikalarca bekledi…

Neden?

Çünkü işyerleri dağılıyordu….

Bankaların, devlet dairelerinin, dev firmaların gökdelenlerinin bulunduğu bu alanda, yüzlerce belki de binlerce servis aracı üç şeritli yolları öylesine kapatıyorlar ki, değil cankurtaran bisikletli bile geçemez.

Yol verme lüksü de yok, ister cankurtaran isterse itfaiye olsun…

Ve de işin garibi aynen İzmir gibi burada bir tane trafik polisini göremezsiniz.

Ya da o sizi görmez…

Benim onlara bir önerim var…

Servisler kalksın,  önlerinden geçen metro ile herkes evine gitsin…

Ama metroda yer bulma, daha doğrusu salkım saçak binme sorunu var.

Öyleyse ne yapılsın?

Tüm işyerleri başka yerlere taşınsın, gösterişten kaçılsın…

*- Bize ne lazım?

Bize büyük devasa binalar değil, insanca yaşama alanları lazım…

Yani ranttan önce vatandaş daha doğrusu insan düşünülmeli…

Artık magazincilerin yaptıkları gibi çıplak denilecek bir fotoğrafın altı uydurularak yazıldığı gibi bir cankurtaran fotoğrafı çekerek, ‘Allah ne verdiyse!’ diyerek iş yapanlara çatılmamalı…

Ve de bir gün bunların hesaplarının mutlaka sorulabileceği de unutulmamalı…

Biz her zaman ‘İzmir için bir çivi bile çakanın’ ya da ‘Bir kişiye bile istihdam sağlayanın kulu kölesi oluruz, sırtımızda taşırız’ diyoruz.

Yoksa el parasıyla reklam yapanlara, alet olanlara de her zaman ‘hayır’ diyoruz…

Yani bazılarını aldatabilirsiniz ama biz öz İzmirlileri biraz zor…

*-

***-

GÜNCEL

*- Deski’den 16 içme suyu deposu

Geçen yıl Denizli genelinde 44 adet içme suyu deposu yapan Denizli Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (DESKİ), 16 adet daha içme suyu deposu yapmak için çalışma başlattı.

Kent genelinde 35 adet içme suyu deposunun bakım ve onarımını da tamamlayan Büyükşehir DESKİ, bu yıl 60 adet daha içme suyu deposunun bakım ve onarımını yapacak.

*- Hedef tenis müsabakaları

Sarayköy Belediyesi tarafından ilçeye ilk tenis kortu sahası yapıldı. Hizmete açılan sahada tenis kursu alan gençlerle spor yapan Sarayköy Belediye Başkanı Ahmet Necati Özbaş, ‘Sarayköylü gençlerimizin tenis müsabakalarına katılmalarını sağlamak için elimizden geleni yapacağız’ dedi.

*- Foça’dan Demokrasi dersi

CHP İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay Foça Demokrasi meydanında düzenlenen açık foruma katıldı.

CHP İlçe Başkanı Günal Biçer’in düzenlediği, Çankaya eski Belediye Başkanı Bülent Tanık’ın yönettiği forumda konuşmak isteyen herkese söz verildi.

‘Sürekli OHAL’de Türkiye’ ana konulu meydan forumunda farklı siyasi görüşlerden yurttaşlar düşüncelerini megafonla dile getirdiler.

Foça Belediye Başkanı Gökhan Demirağ forumun güzel bir demokrasi örneği olduğunu vurguladı.