Fidyeciler çoğaldı

0
53
Yaşar Eyice

100 ülkeyi etkileyen siber saldırıların hedefi olan Renault, Bursa’daki üretimini durdurdu.

Grubun Fransa ve Bursa fabrikalarını etkisine alan saldırı sonucu üretim durduruldu. Bursa’daki Renault fabrikasında vardiyaların iptal edildiği bildirildi.

Renault grubu tarafından basına yapılan açıklamada, ‘Cuma gününden itibaren şirket, siber saldırıdan etkilendi. Bu saldırıya karşı konulması için şirket içinde gerekli çalışmalar başlatıldı’ ifadelerine yer verildi.

Bilgisayar ve otomasyon sistemlerinin işlemez hale gelmesi sonucu üretim durduruldu.

Tüm bilgisayarlar kapatıldı.

3 vardiya çalışan fabrikada günde 1310 adetlik üretim gerçekleştiriliyordu.

Siber saldırının şirket veri tabanına verdiği zarar konusunda bir açıklama yapılmazken tekrar ne zaman üretime geçileceği de belirsizliğini koruyor.

*- Siber saldırıların yüzde 77’sinin hedefi Türkiye!

Dünyanın lider sigorta brokerliği ve risk yönetimi şirketi Marsh’ın da çatısı altında olduğu Marsh & McLennan Şirketler Grubu ve Siber Güvenlik Şirketi FireEye, 2016 yılı Siber Tehditler Raporu’nu yayınladı.

‘Kusursuz bir fırtına Avrupa’yı vurmak üzere mi?’ başlığı ile yayınlanan rapor, Türkiye ile ilgili dikkat çekici istatistikleri ortaya koydu.

Siber Tehditler Raporu’na göre, geçtiğimiz yıl Avrupa’ya düzenlenen siber saldırıların yüzde 77’sinin hedefinde Türkiye vardı.

Türkiye’nin dahil edilmediği ülkeler sıralamasında ise Almanya yüzde 19’luk oran ile ilk sırada yer aldı.

Bu dönemde siber saldırılar yoğun olarak hükümetleri hedef aldı. Raporda siber saldırıları gerçekleştirenlerin özellikle altyapılar, üretim tesisleri, enerji santralleri, havacılık sistemleri ve ulaştırma şebekelerini hedef aldığı belirtildi.

Geçen yıl sadece Belçika ve Avusturya’da gerçekleşen 2 siber saldırının 2 ülkeye maliyeti ise 100 milyon Euro’yu buldu.

Yayınlanan rapora göre, Avrupa’nın en büyük ekonomileri siber saldırıların en büyük hedefi olmaya devam ediyor. Bu saldırıların odağında ise Türkiye yer alıyor.

Marsh & McLennan Şirketler Grubu ve Siber Güvenlik Şirketi FireEye’nin araştırmasına göre, 2016’da Avrupa’da siber saldırılar yoluyla sızdırılan verilerin yüzde 18’i şirketlerin endüstriyel kontrol sistemleri, bina şemaları ve planları, yüzde 19’u ise ticari sırlarla ilgiliydi.

2016 yılının üçüncü çeyreğinde ise özellikle üreticilere ve telekom operatörlerine yönelik tehditler hız kazandı.

Öte yandan ABD’de yapılan siber saldırıların kilit noktası olan perakendeciler, Avrupa’da neredeyse listenin sonunda yer aldı.

Bu dönemde hükümetler Avrupa genelinde bilgisayar korsanlarının ilk hedefleri arasında yer aldı.

Çalışmaya göre ulusal ve yerel yönetim birimlerine yönelik saldırıların tek bir kategoride toplanması, hükümetleri Avrupa’da bir numaralı hedef haline getiriyor.

*- 15 Temmuz’dan sonra fidye yazılımları arttı!

Raporda dikkat çeken bir diğer detay ise 15 Temmuz darbe girişiminden hemen sonra Türkiye’de sayısı artan fidye yazılımları oldu.

Siber Tehditler Raporu’nda yer alan ifadelere göre, Eylül ayında Almanya’daki siyasetçiler ve siyasi parti çalışanları, 15 Temmuz’da Türkiye’de yapılan başarısız darbe girişimi ve İtalya’nın Amatrice bölgesini vuran depremler sonrasında NATO karargâhından gelmiş gibi gösterilen bir dizi kimlik avı e-postası birçok kullanıcıya gönderildi.

Bu sahte e-postalarda yer alan bağlantılar kötü amaçlı bir yazılım içermekteydi ve tıklandığında bilgisayar korsanları, dosyaları şifreliyor hemen ardından bu şifreleri kaldırmak için kendilerine ödeme yapılmasını talep ediyordu.

Yüzde 88’i sağlık sektörünü hedefleyen bu saldırılarla geçtiğimiz yıl bir Belçika bankasından 75 milyon doların üstünde ve Avusturyalı bir uçak parçaları üreticisinden 50 milyon dolar para çalındı.

*- Daha alacak çok yol var

‘Peki, şirketler ve hükümetler bu saldırılara ne kadar hazırlıklı?’

 Bu kritik sorudan hareketle Avrupa’da bulunan 750 müşterisini kapsayan bir anket çalışması da yapan Marsh, saldırılardan korunmak noktasında bir ilerleme sağlanmış olmasına karşın halen daha kat edilmesi gereken önemli bir mesafe olduğunu özellikle vurguluyor.

Bu doğrultuda Avrupa’daki regülasyon ortamı da derinden değişmek üzere. Raporda yer alan bilgilere göre Avrupa Birliği, endüstriyel ve kişisel verileri ele alma şekillerine yönelik önemli yeni yükümlülükler getiren kapsamlı bir Veri Koruma Yönetmeliği’ni (GDPR) kabul etti.

*- Tespit süresi dünyanın 3 katı!

Marsh & McLennan Şirketler Grubu ve Siber Güvenlik Şirketi FireEye’ın yayınladığı Siber Tehditler Raporu, Avrupa Birliği’nde yerleşik şirketlerin siber bir saldırıyı tespit etmesinin küresel ortalamadan üç kat fazla zaman aldığını da ortaya koydu.

Bölgede tehdit ile tespit arasında geçen süre 469 gün iken, bu sürenin küresel ortalaması 146 gün olarak belirtiliyor.

Tehditlerin belirlenmesindeki bu gecikmenin çok ciddi sonuçları bulunuyor. Bilgisayar korsanları bu sürede sistemin altını üstüne getirirken,  hareket etmek için geniş bir fırsat da buluyor. Araştırma bilgisayar korsanlarının, ilk ihlali takip eden aylar içinde ikinci kez Avrupa’da birçok organizasyonu tehlikeye attığını tespit etti.

*- Hükümetler arası iş birliği riski azaltır

Avrupa’da devlet kurumları da dahil olmak üzere gerçekleşen saldırıların sadece yüzde 12’si harici sistemler yardımıyla öğreniliyor. Bu oran ABD’de ise yüzde 53 civarında bulunuyor. Rapora göre, ulusal hükümetler ve kuruluşlarca yapılan iş birliği, ortalama bekleme sürelerini azaltmakla birlikte kıta genelinde siber risklere karşı direnci de artıracak.

*- Zeybekçi booking.com ile masaya oturdu

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, booking.com‘un Türkiye’de yasalara uygun şekilde faaliyette bulunmasına ilişkin görüşme yaptıklarını belirterek, ‘Şimdi arkadaşlarımız görüşüyor. Biz çözüm makamıyız, konuyu bir şekilde halletmemiz gerekiyor. Bunların istemiş oldukları veya beklentilerini karşılayacak o cazibeyi ortaya çıkararak bir noktaya geleceğiz.’ dedi.

Zeybekci, Türkiye’deki faaliyetleri mahkeme kararıyla durdurulan booking.com yetkilileriyle görüşmesine ilişkin, bir görüşme gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin sorulması üzerine, ‘Görüşme oldu. Şimdi arkadaşlarımız görüşüyor.’ diye konuştu.

Zeybekci, ‘Çözüme ulaşılacak mı?’ sorusuna karşılık da ‘Biz çözüm makamıyız. Bunları bir şekilde halletmemiz gerekiyor. Booking veyahut da benzeri, bu şekilde yurt dışından internet ortamında Türkiye’de pazarlama yaparak gelir elde eden ve Türkiye’ye bundan değer bırakmayanlara yönelik davamızda haklıyız. Bunların istemiş oldukları veya beklentilerini karşılayacak o cazibeyi ortaya çıkararak bir noktaya geleceğiz.’ yanıtını verdi.

*-  Trafik cezalarında yeni dönem başlıyor

Maliye Bakanı Naci Ağbal, önümüzdeki günlerde TBMM Genel Kurulunda görüşülmesi planlanan teklifin yasalaşması halinde trafik ve karayollarındaki Hızlı Geçiş Sistemi (HGS) cezaları gibi birçok idari para cezasını vatandaşlara artık elektronik ortamda göndereceklerini açıkladı.

Ağbal, ‘Böylece hem vatandaşlarımız hızlı ve güvenli bir şekilde tebligatlarını alabilecek, mağduriyetler ortadan kalkacak hem de kamu idareleri posta masraflarından kurtulacak, 100 milyonlarca lira tasarruf edilecek.’dedi.

Gelir İdaresi Başkanlığının, Elektronik Tebligat Sistemini (e-Tebligat) geçen yılın Haziran ayından bu yana kullandığını hatırlatan Ağbal, söz konusu tarihten bu yana vergi daireleri tarafından üretilen bazı belgelerin mükelleflere bu sistem üzerinden ulaştırıldığını, mükelleflerin de bu durumdan memnun olduklarını ifade etti.

Ağbal, bugün itibarıyla sistemi kullanan 2 milyon 600 bin kişi olduğunu belirterek, bunların 2 milyon 200 bininin zorunlu, 400 bininin de gönüllü olarak sisteme kaydolduğunu bildirdi.

Ağbal, vatandaşların sistem sayesinde tebligatlarını güvenli ve hızlı bir şekilde aldıklarının altını çizerek, şunları kaydetti:

‘Eskiden şöyle şeyler çok yaşanırdı, ‘Tebligat bana ulaşmadı’, ‘Kapıma bırakıp gitmişler’, ‘Evde birine vermişler ama kaybolmuş’ diyen vatandaşlarımızın sayısı çoktu.

Şimdi ise e-Tebligat’la mükelleflerimiz sisteme giriyor, e-posta ve cep telefonu numaralarını kaydediyorlar. Biz de kendilerine tebligatları bu iki kanalı da kullanarak yapıyoruz. Bu sayede biraz önce ifade ettiğim şikayetler ortadan kalkmış oluyor.’

*- ‘Çalışmalarını anlattı

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, ‘Gübre, tohum, ilaç ve yem ham maddeleri gibi tarımsal girdilerde dışa bağımlılığı önlemek için yapılan çalışmalara ilişkin, gübrede yüzde 18, yemde yüzde 8 olan KDV 2016 Şubat ayında kaldırılmış, yem bitkileri destekleri havza bazlı model kapsamına dâhil edilmiş ve dâhil edilmiş olduğu destekler devam etmektedir.

Öncelikli Dönüşüm Programı kapsamında İthalata Olan Bağımlılığın Azaltılması Programı Eylem Planı’nın gübre kullanımında etkinliğin ve tarımsal verimin artırılması ve yurt içi üretim kapasitesinin geliştirilmesi desteklenecektir.

Eylem planıyla ilgili olarak Bakanlığımız koordinatörlüğünde çalışmalarımız devam etmektedir.

Tohumculukta çeşit geliştirme çalışmalarına verdiğimiz desteği 10 kat artırmış bulunuyoruz. Yani AR-GE çalışmaları proje bazlı 300 bin TL’den 3 milyon TL’ye çıkarılmış bulunmaktadır ve AR-GE’ de özel sektörle iş birliği yapıyoruz.

Burası son derece önemli, tüm enstitülerimizi özel sektöre açmış bulunuyoruz.

Bakanlık olarak özel sektörün AR-GE yatırımlarına 630 milyon TL destek vereceğiz, 900 milyon TL de özel sektörün yatırım yapmasını bekliyoruz, toplam AR-GE yatırımlarını tarımda 1,5 milyon TL’ye çıkması konusunda gerekli altyapıdaki tüm imkânlarımızı seferber etmiş bulunmaktayız’ dedi.

*- Yerli üretime destek verilmeli

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer bakanın bu açıklamasına rağmen alanda sorunun artarak devam ettiğini, tohumda, ilaçta, gübrede dışa bağımlılığın arttığını kimi ilaç gübre satıcılarında neredeyse yerli ürün bulunmaz duruma geldiğini belirtti.

Gürer, Niyet ile gerçek örtüşmüyor, bu bağlamda ülkemizde sorunlar artıyor. Toprak analizleri yetersizliği nedeni ile de topraklarda sorunlar oluşuyor. Bakanlığın yapması gereken iş önce her alanda yerli üretimi desteklemek ve gelişmesine katkı vermektir’ dedi.

*- Denetim yetersiz, merdiven altı üretimler artıyor

Uzmanların görüşü ise şöyle:

80 milyon nüfusa yaklaşan ülkemizde halkımızın gıda ile ilgili yaşadığı sorunlar her geçen gün artmaktadır.

Merdiven altı üretimlerin arttığı ve sorun yaratan ürünlerin satışlarının yapıldığı bilinmektedir.

Bu bağlamda bakanlığın kadroları sürekli ve düzenli denetim için yetersizdir.

Şikayetler ya da uzun aralıklı denetimlerle sonuç alınamaz.

Esas olan gıda güvenirliliğinin çok kapsamlı ele alınarak her ürünün sürekli düzenli denetlenebilir duruma gelmesidir.

Pazar’a sunulan ürünlerde ürünün üretim maliyetinin altında ürünlerin satılması ülke ekonomisinde yaşanan olumsuzluk ve yoksulluğun artması ile daha yaşama ve geçinme süreci ile de ilgilidir.

Bakanlık denetimler yanında daha kapsamlı denetim ve kontrol uygulamaları yapacak teknoloji ve donanıma sahip olmalıdır.

Gıda ürünleri birden çok kurum kuruluşun ilgi alanındadır.

Bunların bir merkezden denetim ve kontrolleri sağlanmalı, belediyelerinde denetim ve yetkileri güncellenip artırılması yönünde çalışmalar yapılmalıdır.