DİLİ VAR DİLE BENZEMİYOR…

0
174
Zeynel Kozanoğlu

“Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı…” demiş. Hem de yüzlerce yıl önce söylemiş. Bu söylemin doğru olmadığını öne sürebilecek kimse çıkar mı? Günümüzden yüz yıl sonra arkadaş sadece dilinin sivriliğiyle anılacak…

Aklı başında bir kişinin alnına tabanca dayasanız şu sözleri söyletemezsiniz:

“Ben gâvur topraklarında oturamam…”

Hay Allah… Neresidir gâvur toprakları? Avrupa ülkeleri değil mi?? Daha genişi şöyle: Müslüman olmayan halkların oturduğu ülkeler toprakları… Peki nesi varmış, bu ülkelerin topraklarının…  Hele de sizin yüzünüzü güldürüyorsa…

Örneğini kendi üzerimden vereyim. Seksen küsur yaşındayım. Altmış yıldır parayla tanışıklığım var. Kabalama bir hesapla bunun ilk otuz yılını Türkiye’de yaşadım. Sonraki otuz yılında da hatta dört yıl da fazlasıyla Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ta oturuyorum. Altmış yıldır Hayruş’umla diz dizeyiz.

Türkiye’de yaşadığım yıllarda ne borçlardan kurtulabildim, ne de hayat kavgasından geri kalabildim. “Ev kira, boğaz satın, gelin gelin bizde oturun…” misali kendi yağımızla güç bela kavrulmaya çalıştık.

Danimarka’da geçen otuz dört yıldır para sıkıntısı asla kapımızı çalmadı. Türkiyedeyken fotografını edinemediğim otomobillerin sahibi oldum. Her yaz Türkiyeye gelerek, yazlıksa yazlık, kışlıksa kışlık konut sahibi de olarak insanca bir yaşam düzeyi sürdürüyoruz. Sevdiklerimiz ve sevenlerimize kucak açmakta da sorunumuz yok. Eşin, dostun ve akrabanın elinden tutmaktan geri durmamızı gerektirecek bir durum da yok. Bu bizim karakterimiz oldu.

Peki, şimdi bize bu güzelliği yaşatan toprakların adını koyalım.

Türkiye’de bolluk içinde yokluğu yaşayan milyonlarca insana soruverin bakalım. Bu topraklara ne ad verelim. Kendi görüşlerimi dayatarak ukalâlık ediyor değilim. Hafızalarınızı yoklayınız. Türkiye Büyük Millet Meclisine başkanlık etmiş,  TC hükümetinde yıllarca başbakan yardımcısı görevinde bulunmuş, yıllaca Recep Tayyip Erdoğan tarafından ağabey diye çağırımış “bir zat” diyor ki:

“Devletin gelirlerini yerli yerinde kullanabilsek, bizim halktan vergi toplamamıza gerek kalmaz. Bizim israf karnemiz kırık.”

Bu gerçeği biz çıplak gözle görmüyor muyuz? İşte saray… İşte anlamsız ve gereksiz yatırımlar… 1950 li yıllarda köyde öğretmendim. Kimi arkadaşlar o yıl elde ettiği buğdayı Toprak Mahsulleri Ofisine götürüp sattıktan sonra bir motosiklet satın alıp köye dönerdi.

Köyün içinde bir kaç ay pata pata gürültü çıkardıktan sonra çocuklara yedireceği parası da kalmaz, benzin parası da kalmazdı. Ondan sonra sigarayı konu komşudan ister, borcu da eşten dosttan alır yaza öylece ulaşırdı. Bunu da aile babalığı diye insanlara kabul ettirirdi.

Laf uzadı. Şunu demek istiyorum… Biri  buna dur dese. Yurt dışında yaşayan insanların bir yandan düğünlerinde derneklerinde davulcuya zurnacıya vereceği paralara muhtaç olduğuğunu açığa vuracaksın. Bir yandan da  onları oturdukları topraklar üzerinden yaralayacaksın…

Cesaretin varsa “Yurt dışında kazanılan para mekruhtur” filan gibi bir açıklama yapsana… Yalan yanlış da olsa yap bunu. Ya da ölçülü konuş.