Dili Türkçe’ye değenlere

0
177

 

Ülkü Sonsuz

Türk dili ;  Balkan Yarımadasından  Çin Seddine  ,  Sibirya’dan  Hindistan ve Kuzey Afrika’ya kadar  asırlardır hakimiyetini sürdürmüştür . Türk dili , coğrafi mesafelere rağmen Türk uluslarının  birliğini  ve devamlılığını  sağlayan müstesna bir varlığımızdır.   Dilimiz ; Tarih boyunca milli hayatımızda ki değerleri kendi varlığında  muhafaza etmiş , bugüne kadar kaideleriyle büyümeye ve gelişmeye devam etmiştir.

Bu yazımızda  Türk’ü ve devamında Türk’ün dilini konuşma gayretinde olacağız. Elbette Türk dilini konuşmadan evvel  ‘ Türk’ü konuşmak ve tanımak mecburiyetindeyiz.

Dilin tarihi ; milletin   kültürel ve etnik unsurlarının tespitinde , coğrafik ve tarihsel tanımında bize biricik pusula görevi görecektir. İşte bu yüzden  4000 yıl önce Asya bozkırlarında dile gelen Türk’ü ve Türk’ün dilini tasvire girişmek şüphesiz büyük zahmetler gerektirmektedir.

Güzel Türkçeyi doğru telafuz ve onu tanımak   sadece aydınların ve belli bir coğrafyanın tekelinde olduğu bilgisi elbette yanlıştır. Yöresel ağızlarımız,  lehçeleri ile  Türk dili ; en güzel ve yalın haliyle her sahada ve coğrafyada   büyük kıymete sahiptir.

‘Türk’ü konuşmak ile başalayacağımız bu yolculukla dilimizi tanıma imkanını kısmen de olsa  yaşayacağız.

Dil  harekete geçtiği devrede ,  muhakkak medeniyetler ortaya çıkmış ve millet kendini tanıma ve tanıtmak imkanına ulaşmıştır.  Önemle vurgusunu yapmak istediğim aslında şudur.  Bir dilin ölümü bizi bir milletin ölümüne tanık edecektir. Zira ifade edemeyen ve edilemeyen halklar ve milletler ; zamanın acımasız hafızası ile  silinip unutulmaya mecbur kalmıştır.

Konuşulan dilin ispatı olan yazı ise ;  bir milletin hafızası  ,  karakterinin tanığıdır. İnsanlık ile dilin birlikteliği bizi medeniyet ile buluşturacağı kesinlikdir.. Bunun gerçekliğine  elbette pek kıymetli dilimiz ile şahit olmaktayız. Öyle ki Türk dili övgülerin en büyüğüne layık bir o kadarda övülmeye pek muhtaç değildir..   Biz sadece bu yazıda işin elimizden geldiğince bir tarafına ışık tutacağız..

Tarihe nakşedilen Türk  kelimesinin medeniyet,  tarih, kültür ve bir milletin karakteri  gibi unsurların bütününü izah eden  manaları üzerine konuşacağız.

Türk adının araştırmalarında dikkatimi şüphesiz en çok çeken şey bu adın bir milletin  adeta ,prensiplerini yaşam tarzını yansıtan bir adlandırma olmasıdır.  Nitekim ilmi araştırmalarını bu sahada gerçekleştiren Macar asıllı Türkolog A.Vambery’in ‘Türk’ kelimesi için türeme manası taşıdığını ifade etmesı Ziya Gökalp’in ise (1923) ‘Türeli’ yani ‘Kanun ve nizam sahibi’ manalarını ifade ettıgini dile getirmeleri bunun ispatıdır. Bu iki tanecik arastırma sonucu ortaya konan tespit dahi bizleri ikna etmeye kābildir.

‘Türk’  adı;  işaret ettiği milletin  daha çok etnik siyasi ve kültürel tanımına veril bir ad olmuştur.

Türk ve onun muazzam dili konuşulmaya başlandığında akla ilk gelen şey şüphesiz Gök-Türk kitabeleri  diğer adıyla Orhun Yazıtlarıdır. Peki asırlar evvel tarihe adını nakşeden söz konusu milletin kimliği orada nasıl dile gelmiş bir bakalım…

Orhun yazıtlarında Türk ; tabiri devletin esas halkını teşkil eden millet olarak mana taşır. Anlaşılan odur ki bir kavim olan Türk’ün egemeliği altındaki halklar ile bir teşkilatlanması söz konusudur. Bu düzene ve teşkilatlanmaya  verilen devletin adı ise  bu yüzden gücünü gökten alan Gök-Türk devleti adını taşımaktadır. Pers metinlerinde Altaylı kavimleri ifade eden Türk kimi zaman ise ‘güç ve kuvvet ‘ manalarını ifade etmiştir.

 

TÜRK kelimesinin manaları ve etnik araştırmaları gayesi üzerine yapılmış bir çok tespit söz konusudur.

Bu sahada gerçekleştiren araştırmaları şu şekilde kaydetmek faydalı olacaktır.

Millattan önce 5. Asırda Herodotos doğu kavimleri arasında zikrederek ‘Targita’

İskit topraklarında yaşadığı söylenen ‘Tyrkae ‘

Kutsal kitap Tevrat’ta Yafes’in torunu diye zikredilen ‘Togharma’

Hind kaynaklarında ‘Turukha’

Eski ön Asya çivi yazılı metinlerde zikredilen ‘Turukku’

Çin kaynaklarında ise  onların korkulu rüyası olan ‘Tik , ‘ Troia ‘  ların Türk kavmi olduğu düşünülmekte ve bu milletin Türk olduğu işaret edilmektedir. Yazımdaki fark elbette dikkatinizi çekmiş olabilir. Fakat burada alfabe ve seslerin işaretlenmesi farklılığı yazım farklılıklarına elbette yol açacaktır.

Ve teminat alabileceğimiz asıl kaynağımız Gök-Türk yazıtlarında milattan önce 6.-7. yüzyılda ‘Türk’ çoğu zamanda ‘Türük’ şeklinde kaydedilmiştir.

Bununla birlikte ‘Türk’ kelimesi bir çok manaları içinde barındırmıştır.

T’u-küe (Türk) ; miğfer  , trk ( Türk) ; terk edilmiş , Türk ; olgunluk çağı takye ; deniz kıyısında oturan adam , cezbetmek gibi manaları mevcuttur.

Çin kaynaklarında ise Türk deyimi ünlü aşina ailesinin mensup olduğu kabileyi işaret etmektedir.

İlk resmi ad olarak Gök-Türk imparatorluğunda kendini gösteren Türk adı bizi bu adlandırmanın sadece etnik değil siyasi bir adlandırma olduğu düşüncesini kabul etmeye tekrar mecbur kılmaktadır.

Kısmen paylaşılan bu kayıtlar ile anlaşılıyor ki Türk adı  ne tesadüfi bir adlandırma ne de  onun bünyesindeki Türk dili ve lehçeleri tesadüfidir.  Dilimiz zaman içerisinde sürekli gelişen bir olgu vazifesini sürdürmektedir.    Milli birlik ve beraberliğimizi sağlayan en güçlü bağ Türk dilimizdir.

Devamında gelecek yazımız ile  Türk’ün dilllerini konuşmak ve buluşturmak dileği ile..