Asıl Türkiye’ye dönüş

0
161
Prof. Dr. Tülay Özüerman

                  CHP’yi alenen tahkir eden söylemler ve CHP üzerinden CHP’lilere gönderme yapılarak karalanmaya çalışılan “eski” demeyeceğim, AKP ile gölgelenen, “asıl Türkiye”yi anlatmak gibi bir görevimiz var artık. “Yeni” kodlu Türkiye’de yetişen çocuk ve gençlerin CHP’nin devletin kurucu unsuru ve bugün bu topraklarda yaşayan Türk milleti ve Türkiye adlı devletin varlık sebebi olduğunu unutmamasını sağlamak, aslını inkar etmeyen herkesin borcu ve görevidir. Özellikle kendisine Y-CHP dedirten CHP’nin titreyip kendisine dönmesi, yeni nesillere eskimenin önemini  ve değişim adı altında, yeni kodlarla dönüş(türül)menin güçlenme anlamına gelmediğini, asıl gücümüzün kurucu genlerimiz/değerlerimiz olduğunu anlatması gerekiyor.

Atatürk adını her yerden silerek, asıl Türkiye ile bağlarımızı koparacakları sanısında olanlar yanılıyorlar. Eskidiğini iddia ettikleri Türkiye, onu hafife alanlar da dahil, belli mevkilere ulaşmış herkesin konumunu borçlu olduğu bir mucizedir. Kurtuluş zaferinin ardından kurulan devlet, yıllar içinde siyasetin içine nüfuz etmişlerle özellikle 1945’den sonra giderek yozlaştırılmış olsa da; Atatürk’ün şahsında kazandığı saygınlıkla ağırlığı olan ve Batı ülkelerinin göz ardı edemediği, Türkiye faktörünü hesaplamadan Doğu ve Ortadoğu’da adım atamadıkları güçlü bir ülke olmuştur.

Türkiye AKP öncesinde sadece kendi içinde değil, bölge ülkeleri için de güvence kaynağı bir güçtü. Kazan kazan, komşularla sıfır sorun gibi formüllerle yürütülen dış politika ile sorunsuz komşu ülke kalmayacak şekilde bozulup, inişli çıkışlı, belirsiz bir hal aldı ilişkiler. Deneyimli, birikimli, saygın dış işleri kurmayları “monşer” yaftası ile onca bilgileri ile geri plana itildiler. Stratejiyi derinleştireceğiz diyenler, Türkiye’yi Ortadoğu batağına iliklemek isteyenlerin elini güçlendirmiş oldular. Strateji değil ama trajedi giderek derinleşmekte.

Asıl Türkiye’nin itici gücü; laik Cumhuriyet ve onun uzantısı olan demokratikleşme, batılılaşma, çağdaşlaşma çabaları olmuştur. Yeni yetişenlere, Sevr’i yırtıp atan, Lozan’la dünyaya kafa tutan, özgür yurttaşlarla bağımsız olmayı seçmiş büyük lider, başkomutan Atatürk’ü anlatmaktan hiçbir koşulda vazgeçecek değiliz.

Türkiye’de dini ve etnik temelli siyasal partilerin kurulmasının önüne konulan anayasal engellerin anayasa ihlalleri ve denetleyici kurumların siyasetin baskı alanı içine alınması ile aşılması, kurucu kişi ve kurumların siyasetin eleştiri alanında daha fazla yer buluyor olması; anayasa dışı fiili bir durum yaratarak, tek seçici ile Meclis’te sayısal çoğunlukla kendi yasalarını onaylattıracak başkancı rejimle kalıcılaşma çabasında olan AKP marifeti ile gerçekleştirilmiştir.

Türkiye’de bugün yaşadığımız, dibe vuran  ekonomi dahil, tüm sorunların temel sebebi, iktidara konuşlanan AKP marifeti ile yürütülen zihniyet dönüşümüdür. Meclisin fren ve denge mekanizmasının dışına çıkan kişi kontrollü yapısı adaletin tüm vidalarını gevşetmiş; hakkın korunmasının güvencesi olan hukukun yerini, haksızlıkların temeli olan yasalar almıştır. Eski dedikleri, asıl Türkiye; kuvvetler ayrılığına dayalı, gücün hiçbir kurum ve kişide toplanmadığı denge ve fren sistemi ile adalet için gerekli yapı taşlarına sahipti.

Çocuk ve gençlere asıl Türkiye’yi, mucizemizi unutturmayacağız. İkide bir dile getirilen karne uygulaması ile İnönü üzerinden CHP hala hedef gösterilmektedir. Türkiye İkinci Dünya Savaşı’nda İnönü liderliğinde savaş dışı kalabilmiştir. Her an savaşa girecekmiş gibi hazırlıklı olma çabasından nedense kimse söz etmez. Hele savaşa girmiş olsaydık bunun ülkemize kaybettireceklerine kimse değinmez. Tarihin tahrif edilerek gözümüzün önünde yeniden yazılmasına tanıklık ediyor olmak, bu sürecin ironisi… ve bilgiyi kaynağından değil de, siyaset sahnesindekilerden öğrenme gibi kötü alışkanlığın eseri.

Gerçek, hiçbir dönemde bu kadar gölgelenmemişti. “Yeni” adı altında Osmanlı pazarlamasını yapanlar, Cumhuriyeti  ve CHP’yi “eski” diye pazarlama çabasındalar. Osmanlı’dan bu yana gericilik önemli bir sorun olagelmiştir. Günümüzün gerici (t)akımı, ilericileri, “eski” adı altında, yenileşmeye(!) iterken, kendi değerlerini giydirecekleri alt yapıyı oluşturmaktalar.  Eskilerin al takke ver külah dedikleri bu olsa gerek. Cumhuriyeti kemirerek, karalayarak ilerleyenlerle ilerlemiş olmuyoruz. İttifakın adına indirgenen cumhur, cemaat kültürünü anlatıyor. Cumhuriyet ise, tüm yurttaşların özgür bireyler olmalarını. Özgür bireylerin olmadığı yerde, özgür milletten söz edilemez. Bu seçimde, “cumhur” adı altında iktidar odaklı ittifaka karşı, özgürlüğü, adaleti ve Cumhuriyeti geri çağırmayı oylayacağız. Türkiye tam bir bıçak sırtında. Ya güçlendireceği otokrasi ile özgürlüklere veda ederek ülke ve yurttaşlar adına güç yitirmeye devam edecek, ya da Cumhuriyeti güçlendirerek demokrasiye geri dönüş vizesi verecek. “Kim yönetecek?” sorusunun yanıtı hiç bu kadar önemli olmamıştı.

Türkiye kurumsal geleneklerine sahip çıkma azmini göstermek zorunda. Tek kişinin iki dudağı arasına sıkışmış bir ülke, o tek kişi kim olursa olsun kimsenin düşü olamaz. Devasa kurumlar oluşturmuş bir ülkenin, bu birikiminin hovardaca harcanmasının sınırındayız. Erkene alınan sandığı, bu sınırdan dönmek için bir fırsata çevirmeliyiz. Korku dehlizinden çıkmak için belki de son fırsat da diyebiliriz.

Bir hatırlatma; AKP iktidara gelmeden önce asıl Türkiye’de, siyasal partiler yasasının değişmesi, parti başkanlarının sultasının kalkması konuşuluyordu. Bugün tüm yetkileri elinde toplamış parti başkanına tüm ülkeyi emanet etmeyi oylayacağız. Nereden nereye?!…

Yeni (!) dedikleri Türkiye bu!..