Abdullah Gül yanımızdan ‘rüzgâr gibi’ geçti…

0
40
Yaşar Eyice

Bir gün önce. Beşiktaş Çarşı’dan Sirkeci tarafına ulaşımınız, sisler içinde iki saatinizi alıyordu…

Peki Beşiktaş’tan Emirgan’a doğru giderseniz ne kadar zamanınızı alır?

Söyleyeyim:

4 saat…

Yürüyerek en fazla iki saat…

Araçla 4 saat, yani iki misli bir süre!

Nedeni basit!

Aracınızı fazla benzin yakmasın diye beklerken kontakt kapatıylorsunuz da ondan…

Yaşamımda ilk kez yolda bir an önce gitmek için sabırsızlandığımda aracıma kontakt kapattığım oldu…

Yanımda oturan Gazeteci Enver Kaya’ya bunları söylerken, o da bana kontra atak bir soru sordu:

‘İzmir’de tramvay’dan ne haber?’ diye…

Ben de ‘trafik çözümü için tramvayın bir faydası olmaz,  çünkü, lüksü seviyoruz. Tek başımıza aracımıza kurulur ve yine her yere örneğin Alsancak’a bile gitmeye çalışırız!’ dedim…

Yani hiç kimse belirli merkezlerde bundan böyle trafik sorununun çözüleceğini düşünmesin…

Saat 14.00’de ulaşacağımızı hesapladığımız ‘Atlı Köşk’ olarak bilinen Sakıp Sabancı Müzesinin kapısından içeri girdiğimizde saat 17, 03 idi…

Görevliler, ‘Bir saat zamanınız var!’ dediler…

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi, Akbank’ın desteğiyle Ai Weiwei’in Türkiye’deki ilk sergisine ev sahipliği yapıyordu…

Bu kadar kısa zamanda anlamlı bir şekilde eserleri veya kopyalarını incelemeniz imkansız…

Adam önce gönüllü olarak Çin’de Kominist Pantisi’ne üye olmuş,  sonra ise ters gitmiş ve bunları seramik yaparak paraya çevirmiş…

Yani kapitalist olmuş…

Zaten Rusya’da, örnegin Muskova’da bile dünyanın en zenginleri arasında isimleri geçen 200’ün üzerinde kişi var…

*- Bir biz bir de Cumhurbaşkanı gezdi…

Biz ‘Kavalalı Mehmed Ali Paşa Ailesi’nin İzleri’ ni de üstünkörü de olsa bakmayı yeğledik..

O sırada bir hareket oldu!

Kilitli bir kapı, bir misafir için açıldı…

Yanımızdan ‘Rüzgar Gibi Geçen’ ve o kilitli kapının arkasına alınana baktık…

Yabancı değildi!

Kimdi?

Önceki Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül…

Dikkatimi çeken tek nokta, ‘sporcu’ ya da geçit törenindeki gibi gayet dik ve vakur adımlarla yürümesi idi…

Sonra kendini göremedik…

Nasıl ağırlandı, kimlerle birlikte idi belirleyemedik….

Ama önde arkada iki koruma aracının arasında bir trafik motorsikletli ile yola çıktığında, biz da arkalarında idik…

Dura kalka Baltalimanına geldiğimizde, Abdullah Gül aracından indi ve sanıyorum yakında bulunan hastaneye gitti…

Büyük olasılıkla bir hastaya geçmiş olsuna gitmiş olabilirdi…

Biz Beşiktaş maçına yetişmek için yolumuza devam ettik…

Ama sadece sonucunu öğrenebildik…

İşte durum böyle…

Şimdi yazıma normal şartlarda devam edeyim:

*- Başımızın belalıları!

Güzel ve anlamlı söylemler vardır.

Örneğin; ‘İnsanda güzel olan yüzdür, yüzde güzel olan gözdür, ama insanı insan yapan ağızdan çıkan sözdür.’ gibi…

Ama son zamanlarda ağzından çıkanı bilmeyen gafiller var…

Unutmamak gerekir;

Ağızdan çıkan söz, silahtan çıkan kurşun gibidir. İkisi de öldürür; Biri bedeni, diğeri ruhu…

Aslında söz ilaç gibidir, gereği kadar sarf edilirse fayda verir, gerektiğinden fazlası ise zarara sebep olur.

Ya da insanı sinir eder…

Charles de Montesquieu de, boşuna, ‘İnsan ne kadar az düşünürse, o kadar çok konuşur.’ dememiş..

İşte bir örnek!

*- Deve kinleri var!

‘Camileri genelev yaptılar’ diyen Yrd. Doç. Dr. Abdullah Akın’ın sözleri RTÜK gündeminde..

Bu başlıkla haberi verenler şu notu da eklemişler:

‘Bitmiyor bu yobazlar bitmiyor.

Her gün pırtlak gibi bir üniversitenin bir fakültesinden aklı evvel sözüm ona bir akademisyen çıkıp vatandaşa nasıl yaşaması gerektiğini empoze etmeye, ahlak ve din bilgisi dersi vermeye kalkıyor.

Vatandaşımızın da sanki çok ihtiyacı var.

Bu yobazlar geçmişte İstiklal Mahkemelerinde asıldı.

Şimdi hoşgörü ortamı ve düşünce özgürlüğünden yararlanarak tekrar cesaret buldu.

Ama bu işler hiç belli olmaz.

Gün gelir devran döner mahkemeler tekrar kurulur,’ demedi demeyin.

*- Akıl dışı…

 ‘ÇOMÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Abdullah Akın’ın Cumhuriyeti ve Atatürk Devrimlerini hedef aldığı basına yansıdı.

Abdullah Akın’ın akıl sınırlarını zorlayan, insaftan ve izandan yoksun, Cumhuriyete, Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret içeren iddialarının bir bölümü şöyle:

‘12 Haziran 1924.

Camiler kapatılıyor düşünebiliyor musunuz?

Camiler satılıyor.

Çok özür diliyorum Çanakkale ve Bursa’da genelev olarak kullanılan camiler var.

Ahır olarak kullanılan camiler var.

Türkiye’de camiler kapatıyorlar müessese olarak.

19 Mayıs 1915 gecesi biz burayı savunurken resmi rakamlara göre söylüyorum; bir gecede 51 subay, bunları askeri kaynaklardan söylüyorum, 3 bin 369 er şehit verdik bir gecede ve 97 subay ile 9 bin 487 askerimiz yaralandı.

Toplamda 9 bin 584 yaralımız iki siper arasında 4 gün boyunca kaldı. Sıcak aylardan bahsediyorum.

9 bin 584 yaralı kardeşim ‘bir bardak su verin!’ diye haykırdılar,  bizler siperden çıkamadık.

Çanakkale koktu.

İki taraftan beyaz bayrak çıktı, 8 saatte bunlar kontrol edilecek.

Ortada 16 bin şehit ve yaralımız var.

Mümkün olmadı, iki tarafın da anılarında yazıyor.

Büyük kasap kancalarıyla bunları açtığımız çukurlara çektik, yaralı olanları gömdük.

Ezan Türkçeleştirildi.

18 Temmuz 1832 (Kendi ifadesi) birkaç şeyle bunu toparlayayım.

1932, 18 Temmuz sabahı burada ezan Türkçeleştiriliyor aynı günün akşamı burada akşam, Amerika’da sabah oluyor.

Bizi orada Birleşmiş Milletler’e kabul ediyorlar.

Bunun şartı ezanın Türkçeleştirilmesi idi.

Çünkü ezanı Türkçeleştirdiler, camileri kapattılar.

Harf Devrimi yaptılar bizi güya 600 yıllık Osmanlı anayasasından, milleti bir arada herkesin hakkını vererek yaşatıldığı bir kanundan kopardılar. Bize bir İsviçre Medeni Kanunu, bir Alman Ceza Kanunu, bir İtalyan Kanunu verdiler.

Başımıza bir şapka, ayağımıza pantolon giydirdiler, güya medeni olduk.’

*- Tek tek sahaya çıkıyorlar…

Ben ağzıma geleni söyleyecektim ama ‘Bunun gibi özel yetiştirilenlere değmez’ dedim.

Ama benim yerime, değme yazarara kalemi ve ileri görüşü ile ders verecek olan Ali Güreli şunları yazmış:

‘Adam yardoç Abdullah, ilahiyatçı ama doktora tezi Lozan anlaşması. ‘1924’ te camiler kerhane yapıldı!’ diyor .

Yani o gün kim iktidarsa ( isim vermiyor ) ‘kerhaneci’ diyor .

‘1932’ de ezan Türkçeleştirildi’ diyor ‘ve kanun geçer geçmez ertesi gün Türk heyetini Amarika kabul etti’ diyor.

Kerhanecilik konusunda master , Lozan konusunda doktorası var ama Amerika diyemiyor .

‘Amarika’ diyor!

 Hani ‘kalbinin temizliği ( nur’u)suratına yansır’ diye bir laf vardır ya tam onun için söylenmiş.

Suratı aydınlık ( nur içinde) .

Ve o Üniversitede ders vermeye devam edecek.

Aklınca Amerikan emperyalizmini anlatacak, zanediyor ki ‘ABD’ nin çokta bilmem neyinde, ezan Türkçe mi okunacak yoksa Arapça mı?

Hele 1932’de ABD vatandaşların yüzde 95’ i ‘Türkiye’ denince , ‘hindi mi o?’ diye sorarken…

Zaten emperyalistlerin ham maddesi bu tür ümmi/ yarı cahil müptezeller…

Herif onlara ham madde olmuş farkında değil .

Dodesilbenzen.

Şimdi buna ‘Çomar!’ falan desek, hemen: ‘insanları küçük görmeyiniz, yüksekten bakmayınız!’ vs. diyen sosyal medyanın rejim muhafızları olur. Tam tersi!

Yardoç Apo bizimle dalga geçiyor (aklımız/ vicdanımız zekamızla).

Yardoç, ‘Sen madem ilahiyatçısın , işini yapsana!

‘Hırsızlık haram mıdır? Ya da ırzilik?’

‘ Müslüman kula kulluk eder mi?  Mevki için…

Üç kuruş çorbaya trollük yapar mı, ya hacı?

Ezik herif, sizin gibilere kadro açmak için binlerce öğretim üyesi işten atıldı, kul hakkı yediniz ekmek peynir yer gibi.

Siz bu ve benzer konuşmaları yapın örümcek gibi çöreklenin diye yapıldı bir sürü şey belki de…

Hz. Nuh cep telefonu kullanıyordu,  Abdülhamit google yi buldu diyenlerinde Allah cezalarını versin…

Üniversite kim siz kim?

Trol itiraz etsin yine, siz kapıcı olamazsınız Üniversitede…’

*- Ne sordu?

Yazımın başında belirttim,,,

10 Mart Cumartesi günü Sözcü’nün önceki Yazıişleri Sorumlu Müdürü İzmirli Gazeteci Enver Kaya ile birlikte Emirgan’daki Sabancıların ünlü ‘Atlı Köşküne’ gittik, diye…

Oradaki sergi için…

Birkaç gün önce ise yine İzmirli Y. Kimya Mühendisi, Öğretim Görevlisi Gülnihal Yelken ile burada idim…

Ve bizi bir başka İzmirli Gazeteci Muzaffer Tezel aradı…

‘Salı günü İzmirdeyim!’ dedim…

O da, ‘Duydun mu?’ diyerek, şu Suudi Arabistanlı birinden söz etti…

Ben de, onun açıklamaları üzerini aynen Prof, Dr. Ata Atun’un dediklerini aktardım:

‘Suudi Arabistan kulvar değişiyor…’

Şimdi bu gericileri ve de Arap hayranlarına tekrarlayayım:

*- Bak sen!

Suudi Arabistan yönetiminde güçlü bir yeri olan Prens Muhammed bin Salman, Mısır Al-Sorok gazetesine verdiği demeçte,  İran’a verip veriştirdi, arkasından da, Türkiye’yi İran’ın yanında İslami örgütlerin de içinde bulunduğu ‘şer üçgeni’nde yer almakla ve bu şer üçgenine destek vermekle suçladı.

Salman’a göre şer üçgeninin bir köşesinde İran, bir köşesinde İslami Örgütler, diğer köşesinde de Türkiye bulunmakta.

 *- Anladıklarımız…

Türkiye’nin, geçtiğimiz bir kaç ay içinde Suudi Arabistan’ın Ortadoğu’daki büyük rakibi olan İran’la birlikte, Kuzey Suriye’deki savaşları azaltmak için çalışması, İranlı ve Türk askeri yetkililerin geçtiğimiz yıl resmi olarak görüşmeleri ve birbirlerine yaptıkları ziyaretler, Suudi Arabistan’ın ve ağabeyi ABD’yi pek hoşnut etmemiş anlaşılan.

*- Öncesi var…

ABD’nin bölgedeki en büyük düş kırıklığı, 1952 yılından sonra Orta Doğu’yu İngilizlerden devr aldıktan sonra Orta Doğu’da kurduğu ve 21ci yüzyılın başına kadar sürdürdüğü ‘Yat Arap, Kalk Arap’ sistemine Türkiye’nin çomak sokmuş olması.

Türkiye’yi son 60 yıldır, kendinin köle bir eyaleti olarak yönetmesinin son bulması, ABD’nin bölgedeki stratejilerini değiştirmiş durumda.

 *- Bunlar da köle gibi…

Strateji değişikliğinin başında Suudi Arabistan’ın başına ABD hayranı ve kölesi bir kişiyi getirmek ve Orta Doğu’yu Suudi Arabistan liderliğinde ve önderliğinde yönetmek var.

Bu nedenle de Suudi Arabistan’da büyük bir tasfiye operasyonu gerçekleştirildi son bir yıl içinde.

Prens, geçen yıldan bu yana yurtdışına yaptığı ilk seferinde Kahire’yi ziyaret etti ve Suudi tahtının halefi olarak Mısır gazetelerinin yöneticileriyle önemli bir toplantı yaptı.

Bu özel toplantıda Şer üçgeni tanımlamasının yanında Katar uyuşmazlığının 60 yıl önce Küba’ya uygulanan ABD ambargosuyla süreceğini söylemesi, gelecekte nelerin yaşanacağının habercisi.

*- Katar’ın önemi…

Suudi Arabistan’ın, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Bahreyn ile birlikte geçtiğimiz Haziran ayında Katar ile diplomatik ve ticari ilişkileri kesmesi, dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatçısı olan ve dünyanın en büyük ABD askeri üssüne ev sahipliği yapan Katar’a hava ve deniz yollarını kapatması ise Suudi Arabistan ile Katar’ın yakında kanlı bıçaklı olacağının habercisi.

*- İsrail ile birlikteler…

Suudi Arabistan’ın dış politikasındaki bir başka değişiklikte İsrail ile olan ilişkilerinde;

Suudi Arabistan yönetiminin, daha doğrusu Prens Salman’ın verdiği tarihi olan ve Arap dünyasında köşe taşı olacak bir kararla 1948 yılından beri diplomatik ilişkileri sürdürmediği İsrail’e bazı koşullarda hava sahasını açması.

Bundan sonra İsrail’den kalkan ve İsrail’e gidecek uçaklar Suudi Arabistan hava sahasını kullanabilecek.

Şimdilik bu uygulama gizli tutuluyor ve İsrail yetkilileri ile Suudi yetkililer güya ‘haberimiz yok!’ diyorlar ama uygulama başladı bile.

*-  Endişeler…

Suudi Arabistan’ın İsrail’in bile ancak fark ettiği bu kararı, Riyad ve Tel Aviv’in İran’ın daha geniş bölgedeki nüfuzu konusunda endişe duyduğunu ve Ortadoğu’daki iki ana müttefik, Suudi Arabistan ve İsrail arasındaki ikili ilişkilerde bir iyileşme olduğunu işaret ediyor.

Belli ki Trump yönetimi, İkinci Dünya savaşından sonrasında kurduğu dengelerin değişmesi sonrasında elinden kaçırmak üzere olduğu Orta Doğu’ya son bir gayretle müdahale ediyor.

Sonrası ise belli ki tufan olacak…

Prof. Dr. Ata Atun da böyle anlatıyor gelişmeleri…

Bu arada biliyorsunuz Katar’ı tutan sadece biz varız…

Belki de Türkiye’nin ya da bazılarının menfaati bunun üzerine kurulu…

Ama Arap’lar, yandan ve kandaşlarını değil Amerika’yı ve Amerikancılardan yanalar…

Daha derinlere inersek, Araplar hiçbir zaman bizden yana olmamışlardır.

Hep arkadan vurmuşlardır…

Başta İngilizler ve Amerikalılar olmak üzere hep emperyalısit ülkelerin destekçisidirler.

Bunları da zaman zaman uzmanların ağzından dile getiriyorum…

***-

GÜNCEL

*- 1,5 milyona yakın yabancı geldi

2018 yılı Ocak ayında ülkemizi ziyaret eden yabancı sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 38,48 oranında artarken, Türkiye’ye Ocak ayında giriş yapan yabancı sayısı 1 milyon 461 bin 570 kişi olarak belirlendi.

Bu ziyaretçilerin 5 bin 5’inin ise günübirlikçi olduğu tespit edildi.