Ünal Tümin

Meteorolojiye göre bugün başta İzmir olmak üzere, yurt genelinde yağışlı bir hava hüküm sürecekmiş… Ama, içinde bulunduğumuz günün üzerinde “19 Mayıs” yazıyorsa, fark etmez; “Dağ Başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar!” der, aldığımız görev emri ile yola revan oluruz…

İşte Bugün “Atatürk kokulu Bayramlarımızdan” birini daha kutlayacağız… Evet, bu gün 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı...

Türk Gençleri Atatürk’ün kendilerine armağan ettiği bu milli bayramımızı, her yıl olduğu gibi (statlarda olmasa bile) her mekanda coşku ile dosta, düşmana deklare ettiği gündür…

TGS İzmir Başkanı sevgili dostum Halil İbrahim Hüner, İzmir Valiliğinin, bazı yörelerde uygulandığı gibi Bayram ve anma törenlerinin Atatürk Heykeline çelenk koyma dışında yasakladığını dikkat çekmesi üzerine inanın, çok üzüldüm! Ben de dün olduğu gibi, her mekanda Atatürk kokulu toplantılara yetişmeye çalışacağım. Zaten dün İzmir Türk Kolleji’ndeki  (İTK) törenlere katılarak içimi gençlik ateşi ile doldurdum…

* * *

Aslında bu Bayramımız için daha Mayıs’ ın ilk gününden itibaren içimizde bir canlılık ve hareket başlar… İşte biz İzmirli gazeteciler, İGC önderliğinde 15 Mayıs’ ta Gazeteci Hasan Tahsin‘ i Konak Meydanındaki anıt heykeli başında andık. Yani Kurtuluş Savaşımızı, İzmir’ de kalem tuttuğu o öpülesi eliyle, (15 Mayıs 1919)  zalim Yunan işgalcilerine karşı canını feda ederek sıktığı o “ilk kurşun” la ateşleyen meslektaşımız Osman Nevrez‘ i andık, adına mesleki ödüller verdik…

Bir gün sonra da ( 16 Mayıs 1919) Mustafa Kemal’in, Padişahlığa karşı bayrak açıp, İstanbul’ dan Bandırma adlı vapurla 3 günde Samsun’a gidişini ve 19 Mayıs 1919′ tada Anadolu insanı ile kucaklanmasını anlata anlata bitiremedik…

Bunlar benim milli hislerimi çocuklaşıp anlattığım ve de gençlerle beraber paylaştığım duygular…

Tabii Mayıs’ ın benim için getirdiği çok özel günlerde var. Örneğin, Eşimle tanışıp söz kestiğim, hatta aynı günlerde yaş gününü kutladığım Mayıs’ ın ilk on bir gününü unutmak mümkün mü! Yine büyük torunumun yaş günü, ardından anneler günü ve de anaların anası Zübeyde Hanım unutulur mu?

Evet, nedense bu Mayıs günleri, beni mayıs rüzgarları ile böylesine savurup uçurur da uçurur!..

* * *

Bakın, 19 Mayıs’ ı nasıl sizlere “noktasına, virgülüne” dokunmadan anlattım değil mi!

Nokta (.) ve virgül(,) …

İmla kurallarımızın bu olmazsa olmazı olan bu işaretler, edebiyattan, sanata, sahnelere, siyasete, hatta dünya siyasetinin gündeminin tepesine oturmadı mı?.

Nokta ve virgül; bu ikiliye dikkat etmezseniz, bir çuval inciri berbat edersiniz!

İşte edebiyatta “Nokta noktam” diye bir şiirimiz yok mu! İşte TRT niin tek TV kanallı ekran döneminde Abdullah Şahin’ in “Nokta”, Enver Demir’in de “Virgül” tiplemelerini severek izlemedik mi?

İşte Orta Doğu bataklığında PKK ve yandaşları ile ABD ve Rusya’ nın desteğinde sürdüğü ticari oyunu bozmak için özel uçağı Can’a atlayıp, Çin’ i, Kuzey Buz Denizi ve Bering Boğazını aşıp Alaska üzerinden dünyanın çevresini dolanan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önemli konuları görüşmek üzere üzere Washington’ da ABD Başkanı Trump’ la göz göze geldiği, el ele tutuştuğu, o ilk ciddi temas gerçekten hepimizi heyecanlandırıp ekranların başına kilitlemedi mi!

Hatırlayacağınız gibi, günlerdir “nokta, virgül mesabesinde” ki bu konuyu didikleyip durduk! Kuzey Kutup üzerinden geçip, ABD ile aramızdaki Feto ve YPG’ nin silahlandırılma konularındaki buzlar çözüldü mü, çözülmedi mi diye gazete manşetleri ve yorumlarda gezinip “ne olacak bu dünyanın hali” diye düşünmüyor muyuz!.

* * *

Gazetelerin manşetlerine göre “Suriye için, kapımız ha çalındı, ha çalınacak”, angajman kurallarına göre de “Kimseye sormadan vurduk, kimseye sormadan yine vururuz” deniliyor… Noktasına virgülüne dokunmadan, Sözcü Gazetesi’ nin şu manşetini de sizlere aktarayım: 

” Ver imamı, al papazını!” 

Dünyayı turlayıp Türkiye’ ye dönen Erdoğan’ ın, emlak kralı Trump’la yaptığı

Feto pazarlığı tek kelime ile “Al takke, ver külah” pazarlığına dönüşmüş gibi! Dış işleri Bakanı Çavuşoğlu,dün bu konuda yargı sürecinin devam ettiğini açıkladı. Bakalım, Erdoğan ne zaman sınırda Trump’la el sıkışıp, Fetullah Gülen’e karşı, İzmir’deki Katolik kilisesinin pastörü Andrew Brunson’la değiş-tokuş edecek ve de dertler bitecek mi?

Kısacası “bekle gör” dönemi yaşıyoruz…