Posts From Buse Ünal

İZMİR MAKARNA VE PEYNİR FESTİVALİ 12-13-14 MAYIS   Alaçatı’da ot, Urla’da Enginar derken İzmir’de festivallerin ardı arkası kesilmiyordu.  Aylardır duyurusu yapılan ‘‘Benim Haydarpaşa’dan ne eksiğim var’’ deyip Makarna ve Peynir festivalini üstlenmeye göğüs germiş olan Alsancak Garı’nda yarın büyük gün.

  Datça’ya sıklıkla yolu düşen dostların yakinen bildiği bir yerdir ‘‘Olive Farm’’. Tanrı’nın uzun ömürlü olmasını arzu ettiği kullarını bıraktığı yarımada Datça’ya da en çok yakışan yerlerdendir aslında.   Yıllar yıllar önce Olive Farm’ın kuruluşuna bir Amerikalı’nın eli değmiş esasında.

  Çocukluğum İzmir’den aşağıya inerken araba camından, Metropolis antik kentinin yamaçta ki tiyatrosunu gözlemekle geçerdi. O zamanlar Arkeoloji okuyacağımdan bir haber, babamın her önünden geçerken, ‘‘Evet sağda sağda tiyatro’’ deyişiyle gözlerimi cama yapıştırırdım. Kaç sefer gerçekten gördüm, kaç sefer gördüğüme

YENİ NESLİN DERDİ

  Bir makale düştü elime bir kaç gün önce. Makale demeye bin şahit isteyen, yeni neslin derdi ne düşüncesinin maddeleştirilmiş, siz deyin 100 ben deyim 200 kelimelik bir hali işte. Baktım etrafımda ki sözüm ona yeni nesilden olan herkes paylaşmış

  Güzel memlekettir İzmir. İzmirliyim diye demiyorum ama güzeldir işte. Elini atsan, yüreğini koysan her yolu bir hikayeye götürür seni. Desenize yüreğini koyan herkesin yolu hikayeye bağlanır diye, öyle bir hikayesi var işte Şirince’nin de bende. Ama sanmayın ki şimdi

  Yıl 1821, Girit adasının yarısı Türk. Kahvehaneler aynı, gülüşler aynı, kulağa çalınan laflar sözler dahi aynı. Aleksi bağırırken ‘‘Na to Kefali Na to Mermeri’’ diye, Mehmet öğreniyor bu lafları. Biri birine Türkoğlu diyor, diğeri Rumoğlu. Yaşayıp gidiyorlar. Rakı aynı,

Lahananın karasından, fasulyenin kurusundan bıktığım bir Ağustos ayıydı. Karadeniz’e Ağustos ayında gideceksin demişlerdi, ses etmemiştim Karadeniz’e Ağustos ayında gitmiştim. Uçak Trabzon’a indiğinde, yol ilk Akçaabat’a dönmüştü. Karadeniz topraklarında ki ilk öğle yemeğimde piyaz kılığında konmuştu önüme fasulyenin kurusu. Menü basitti,

  Bundan siz deyin 1000 ben deyim 2000 yıl önce, belki de asla ziyaret etmediği toprakların şarabı üzerine ahkam kesmiştir Yaşlı Plinius. M.S 23 yılında Como’da gelmişken Dünya’ya, 35 yılında babası tarafından Roma’ya götürülmüştür. Önemli kelamlar etmiş, onları not almış,

  Her lafa her söze karışıp, sen demezsen deme ama ben böyle derim diye ahkam kesip her şeyin adını değiştirir güzel Ege insanım. Bu sebeptendir ki ısrarla Deniz kestanesi demez de 450 milyon yıllık deniz kestanesine, Kara Diken o Kara

Yıllar yıllar boyunca çok fazla isim yakıştırmışlar başı dumanlı ada Thira’ya. Eski, pek eski Yunanistanlılar Kallisti diyerek başlatmışlar bu ad verme serüvenini. Olympos dağının tepesinde toplanan tanrı ve tanrıçaların lügatında en güzel en kıskanılası demekmiş Kalisti. Sonra zaman geçmiş belli ki